Dün Gece Bir Rüya Gördüm - 7
Dün gece bir rüya gördüm hayırdır inşallah. Allah, düşmanıma bile göstermesin böyle rüya. Rüya değil, kâbus diyeceğim ama; gördüğüm bu rüyanın korkunçluğunu, saçmalığını kâbus sözcüğü bile anlatamaz. Neyse, geçeyim rüyaya:
Ben, evde kalmış bir kızmışım hayırdır inşallah. Bütün yaşıtlarım çoktan evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış, ben hâlâ koca bekliyormuşum af edersiniz. Her gün aynaya bakıyormuşum bakıyormuşum; “Çok da güzelim ama neden bana hayırlı bir kısmet çıkmıyor? ” diye şaşırıyormuşum. Birkaç çirkin, hatta gudubet gibi arkadaşım bile evlenmişmiş; ben kadersiz habire çeyiz hazırlıyormuşum, elbet bir gün beni de bir isteyen olur umuduyla. Şarkılardan fal tutuyormuşum, yatırlara çaput bağlıyormuşum tez zamanda evlenmek için. Çeyizlerim, sandıklara sığmaz olmuş. Babam küçük bir ev kiralamış. Her odası çeyizle dolmuş evin , bana hâlâ kısmet yokmuş. Babam yakında daha büyük bir ev kiralayacakmış, işlediğim çeyizlerimi koymak için. Siz hiç böyle saçma rüya gördünüz mü? Cık cık cık !
Derken bir gün, beklediğim haber geliyor. Bana talip çıkıyor. Sevinçten deli oluyorum söylemesi ayıp. Yüreğimde güvercinler uçuşuyor. Bir Cuma gecesi beni istemeye geliyorlar. Gelenlerin arasında damat olacak genç de var tabi. Damat bir yakışıklı bir yakışıklı ; boy pos o biçim. Hüseyin Barak Obama bile, onun yanında bostan korkuluğu gibi kalır şerefsizim. Tesadüf bu ya, damadın göbek adı da Hüseyin. Obama’yla adaş yani. Önce seviniyorum, sonra kara kara düşünmeye başlıyorum ve diyorum ki kendi kendime: “ Bu işin içine Amerika karıştı bir kez, Allah sonumuzu hayır eyleye.”…Hele bir bakın şu saçmalığa. Amerika’nın suçu ne, Obama’nın suçu ne? Deli saçması bir rüya.
Uzatmayayım, beni veriyorlar o yakışıklıya, yani Osman’a. Ben de bir sevinç bir sevinç! Durdum durdum, turnayı gözünden vurdum diyorum . Hemen düğün hazırlıkları başlıyor…Derken, rüya bu ya, üç gün üç gece düğün yapılıyor çalgılı - çengili. Kolbastı bile oynuyoruz damatla. Düğünün sonunda, baş başa kalıyoruz Osman’la. Bir ara odadan dışarı çıkıyor Osman. İki dakika sonra, dağ yarması gibi irikıyım, çirkin mi çirkin bir adam giriyor içeri. …Bak şu Amerika’nın yaptığına diyorum. Basıyorum yaygarayı: Osmaaaaaaaaan! İmdaaat!
O çirkin adam; bıyıklarını bura bura ve kazma dişlerini göstererek; “ Gerçek Osman benim yavrum.” diyor. Saçmalığa bir bakın hele. Meğer, dünürlüğe gelen yakışıklı genç sahteymiş. Konu mankeni olarak kullanılmış. Yakışıklı sahte damat adayını bana gösterip, bu çirkin adama vermişler beni. Midem bulanıyor bu sahtelikten.
Nasıl başardım bilmiyorum, odadan dışarı atıyorum kendimi. Daha önce hiç görmediğim bir kadınla bir erkek kesiyorlar önümü. Neden oğlumuzun yanında değilsin diyorlar. Siz de kimsiniz diyorum; biz, senin gerçek kayınvalidenle gerçek kayınpederiniz diyorlar. Meğer beni istemeye gelenler de sahteymiş. Elimi sallasam, sahte bir şeye çarpacağım.
Koşarak babamın evine geliyorum. Evde, yabancı bir kadınla bir erkek var. ” Yavrum ! Sen misin ! ” diye kucaklıyorlar beni. Yıllardır anne- baba dediğim insanlar sahteymiş meğer. İşte tam bu sırada basıyorum yaygarayı ve biz uzun hava döktürüyorum: “ Sahte sahte sahte amaaaan! Yok mu gerçek olan amaaan ?”.......Sesimin ne kadar güzel olduğunu fark ediyorum şıp diye. Şarkıcı olmaya karar veriyorum. Hele bir boşanayım.
Sonra bir bakıyorum savcılıkta buluyorum kendimi. Boşanmak istediğimi söylüyorum. Evlenme cüzdanıma bakıyorlar. “ Nerden çıkarttın bu sahte evlenme cüzdanını? Bu cüzdan fotokopi. ” diyorlar. Meğer; evliliğim sahteymiş, nikâh memuru sahteymiş.
Kimliğimi istiyorlar. Sahte evrak düzenlemekle suçluyorlar beni. Tahmin edeceğiniz gibi, kimliğim de sahteymiş. Ayol, bakın kimlikteki fotoğrafa diyorum; tınlamıyorlar bile. Meğer ben Kâmuran Esen değilmişim.
O sırada kapı açılıyor. İki polis, savcıya bakıp; “Hah ! İşte yakaladık sahte savcıyı.” diye sevinçten halay çekiyorlar. Rüya bu ya; savcıyı da zorla oyuna dahil ediyorlar. Onlar halay çekerken, kimseye çaktırmadan kaçıyorum.
İstanbul’a gitmeye karar veriyorum. Şarkıcı olacakmışım aklım sıra. Atlıyorum bir otobüse, İstanbul’a gitmek için . Boğaz köprüsünü görünce, indirin beni diyorum. İniyorum otobüsten. Bir bakıyorum etrafıma, İstanbul’la uzaktan yakından ilgisi yok. Meğer beni sahte İstanbul’a getirmişler. Şarkıcı olma hayallerim çabuk sönüyor kibrit alevi gibi. Ağlamaya başlıyorum. Çığlıklar atıyorum, “ Gerçek nerde ? ” diye. Öyle bağırmışım öyle bağırmışım ki, sesime uyanıyorum. Bir bakıyorum, sıcak yatağımdayım. Oh ! Çok şükür diyorum.
Bir daha sahte belgelerle ilgili haber dinlemeyeceğime, okumayacağıma yemin ediyorum. Bırakın günümü, gecemi bile bana zindan edenlerden nefret ediyorum.