Penceremden Gördüklerim

25/6/2009

Dün Gece Bir Rüya Gördüm - 7

  

Dün gece bir rüya gördüm hayırdır inşallah. Allah, düşmanıma bile göstermesin böyle  rüya. Rüya değil,  kâbus diyeceğim ama; gördüğüm bu rüyanın korkunçluğunu, saçmalığını kâbus sözcüğü bile anlatamaz. Neyse,  geçeyim rüyaya:

 

Ben, evde kalmış bir kızmışım hayırdır inşallah. Bütün yaşıtlarım  çoktan evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış, ben hâlâ koca bekliyormuşum af edersiniz. Her gün aynaya bakıyormuşum bakıyormuşum; “Çok da güzelim ama neden bana  hayırlı bir kısmet çıkmıyor? ”  diye şaşırıyormuşum. Birkaç çirkin, hatta gudubet gibi arkadaşım bile evlenmişmiş; ben kadersiz habire çeyiz hazırlıyormuşum, elbet bir gün beni de bir isteyen olur umuduyla. Şarkılardan fal tutuyormuşum, yatırlara çaput bağlıyormuşum tez zamanda evlenmek için. Çeyizlerim, sandıklara sığmaz olmuş. Babam küçük bir ev kiralamış. Her odası çeyizle dolmuş evin , bana hâlâ kısmet yokmuş. Babam yakında daha büyük bir ev kiralayacakmış, işlediğim çeyizlerimi koymak için. Siz hiç böyle saçma rüya gördünüz mü? Cık cık cık !

 

Derken bir gün, beklediğim haber geliyor. Bana talip çıkıyor. Sevinçten deli oluyorum söylemesi ayıp. Yüreğimde güvercinler uçuşuyor. Bir Cuma gecesi beni istemeye geliyorlar. Gelenlerin arasında damat olacak genç de var tabi. Damat  bir yakışıklı bir yakışıklı ; boy pos o biçim. Hüseyin Barak Obama bile, onun yanında bostan korkuluğu gibi kalır şerefsizim. Tesadüf bu ya,  damadın göbek adı da Hüseyin. Obama’yla adaş  yani. Önce seviniyorum, sonra  kara kara düşünmeye başlıyorum ve diyorum ki kendi kendime: “ Bu işin içine Amerika karıştı bir kez, Allah sonumuzu hayır eyleye.”…Hele bir bakın şu saçmalığa. Amerika’nın suçu ne, Obama’nın suçu ne?  Deli saçması bir rüya.

 

Uzatmayayım, beni veriyorlar o yakışıklıya, yani Osman’a. Ben de bir sevinç bir sevinç! Durdum durdum, turnayı gözünden vurdum diyorum . Hemen düğün hazırlıkları başlıyor…Derken, rüya bu ya, üç gün üç gece düğün yapılıyor çalgılı -  çengili. Kolbastı bile  oynuyoruz damatla. Düğünün sonunda, baş başa kalıyoruz Osman’la. Bir ara odadan  dışarı çıkıyor Osman. İki dakika sonra, dağ yarması gibi irikıyım, çirkin mi çirkin bir adam giriyor içeri. …Bak şu Amerika’nın yaptığına diyorum. Basıyorum yaygarayı: Osmaaaaaaaaan! İmdaaat!

 

O  çirkin adam; bıyıklarını bura bura ve kazma dişlerini göstererek;  Gerçek Osman benim yavrum.”  diyor. Saçmalığa bir bakın hele. Meğer, dünürlüğe gelen  yakışıklı genç sahteymiş. Konu mankeni olarak kullanılmış. Yakışıklı sahte damat adayını bana gösterip, bu çirkin adama vermişler beni. Midem bulanıyor bu sahtelikten.

 

Nasıl başardım bilmiyorum, odadan dışarı atıyorum kendimi. Daha önce hiç görmediğim bir kadınla bir erkek kesiyorlar önümü. Neden oğlumuzun yanında değilsin diyorlar. Siz de kimsiniz diyorum; biz, senin gerçek kayınvalidenle gerçek kayınpederiniz diyorlar. Meğer beni istemeye gelenler de sahteymiş. Elimi sallasam, sahte bir şeye çarpacağım.

 

Koşarak  babamın evine geliyorum. Evde, yabancı  bir kadınla bir erkek var. ” Yavrum ! Sen misin ! ” diye kucaklıyorlar beni. Yıllardır anne- baba  dediğim insanlar sahteymiş meğer. İşte tam bu sırada basıyorum yaygarayı ve biz uzun hava döktürüyorum: “ Sahte sahte sahte amaaaan! Yok mu gerçek olan  amaaan ?”.......Sesimin ne kadar güzel olduğunu fark ediyorum şıp diye. Şarkıcı olmaya karar veriyorum. Hele bir boşanayım.

 

Sonra bir bakıyorum  savcılıkta buluyorum kendimi. Boşanmak istediğimi söylüyorum. Evlenme cüzdanıma bakıyorlar. “ Nerden çıkarttın bu sahte evlenme cüzdanını? Bu cüzdan fotokopi. ” diyorlar. Meğer; evliliğim sahteymiş,  nikâh memuru sahteymiş.

 

Kimliğimi istiyorlar. Sahte evrak düzenlemekle suçluyorlar beni. Tahmin edeceğiniz gibi, kimliğim de sahteymiş. Ayol, bakın kimlikteki fotoğrafa diyorum; tınlamıyorlar bile. Meğer ben Kâmuran Esen değilmişim.

 

O sırada kapı açılıyor. İki  polis, savcıya bakıp;  “Hah ! İşte yakaladık sahte savcıyı.” diye sevinçten halay çekiyorlar. Rüya bu ya; savcıyı da zorla oyuna dahil ediyorlar. Onlar halay çekerken, kimseye çaktırmadan kaçıyorum.

 

İstanbul’a gitmeye karar veriyorum. Şarkıcı olacakmışım aklım sıra. Atlıyorum bir otobüse, İstanbul’a gitmek için . Boğaz köprüsünü görünce, indirin beni diyorum. İniyorum otobüsten. Bir bakıyorum etrafıma, İstanbul’la uzaktan yakından ilgisi yok. Meğer beni sahte İstanbul’a getirmişler. Şarkıcı olma hayallerim  çabuk sönüyor kibrit alevi gibi. Ağlamaya başlıyorum. Çığlıklar atıyorum, “ Gerçek nerde ? ” diye. Öyle bağırmışım öyle bağırmışım ki, sesime uyanıyorum. Bir bakıyorum, sıcak yatağımdayım. Oh ! Çok şükür diyorum.

 

Bir daha sahte belgelerle ilgili haber dinlemeyeceğime, okumayacağıma yemin ediyorum. Bırakın günümü, gecemi bile bana zindan edenlerden nefret ediyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6/6/2009

NASIL EDEPSİZ OLDUM

 

Recep Tayyip Erdoğan, “ Bizim partimizin kısaltılmış adı AK  Parti’ dir, AKP değil. AKP diyenler, ne yazık ki demokratik noktadaki etik kurallara uymadan, siyasi etiği hiçe sayarak, bunu edep dışı söylemektedirler, bu kadar açık ve ağır söylüyorum,” diye konuştu….( Gazeteler)

 

Gerçekten de çok ağır bir söylem. Bu söylem karşısında benim de bir söylemim olmalı. Neden mi ? Çünkü ben de AKP diyorum hemen hemen herkes gibi. Sayın başbakanın “ edepsiz” dediği kişilerden biri de ben’im sizin anlayacağınız. Edepsizliği asla kabul edemem, kimse kabul etmez

 

Bazıları , “ Tam olarak edepsiz demedi, edep dışı dedi.” diyebilirler. Ha Kel Hasan, ha Hasan kel; hiç fark etmez. Bir kişiye “ Katil ” demekle, “ Sen adam öldürdün.” demenin aynı şey olduğu gibi. Edep dışı davranmakla suçlanmak, edepsiz diye suçlanmakla aynıdır. Önce bu tespiti yapmış olayım.

 

Başbakanın sözlerini gazetede okumadan önce, tv’de dinlemiştim. Haftalardır mayınlı arazi konusu konuşulurken, millet mayınla yatıp mayınla kalkarken; sayın  başbakanın  birilerine neden hakaret etmek gereği duyduğunu bir türlü anlayamadım. Mayın konusunda kendisine  ters düşen AKP milletvekillerinin ayranını kabartıp destek olmalarını sağlamak için mi  böyle bir lâf etti dedim kendi kendime.

 

Partinin adını kendileri koydular, kısaltarak AKP dediler. Biz de onlardan duyduğumuz şekilde söylüyoruz, ağzımız alışmış bu şekilde ifade etmeye. Zaten, kısaltılmış sözcüklerin nasıl ifade edildiği belli .Cumhuriyet Halk Partisi’ne CHP diyoruz, Milliyetçi Hareket Partisi’ ne MHP diyoruz, Saadet Partisi’ ne SP diyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi’ ne de AKP diyoruz. Doğru olan da bu. Ne var bunda hiddetlenecek ? Hem de durup dururken ?

 

Şöyle bir düşündüm, ben  AKP diyerek edepsizlik ediyorum, başbakana göre. CHP’ye  CH Parti, MHP’ye MH Parti, ANAP’a ANA Parti demediğim için kat kat edepsizlik yapıyorum sizin anlayacağınız. Ağır geldi bu sıfat bana. Kendime yapılan hakareti kaldıramadım. Hem de sayın başbakan tarafından hakarete uğramak; bir vatandaş olarak beni  önce çok üzdü, sonra da sinirlendirdi.

 

Türkçe sözlüğe baktım “ edepsiz” in karşılığını okumak için. Şöyle yazıyordu:

Edepsiz: Utanılacak işleri sıkılmadan yapan, utanmaz, sıkılmaz, terbiyesiz (kimse).”…İşte bu cümleyi okuyunca tuhaf oldum. Başbakanım tarafından bana lâyık görülen bu sıfat, yüreğimi burktu. Sonra  uzun uzun düşündüm. Edepsiz denmeyi hak edecek hiçbir şey yapmadım bugüne kadar. Çalmadım, çırpmadım, sahte evrak düzenlemedim, vergi kaçırmadım, yalan mal beyanında bulunmadım,  kimseyi dolandırmadım vs. Neden edepsiz olayım ? Elbette herkes gibi benim de hatalarım oldu, olmuştur ve olacaktır . Ama bu hatalarım için kimse bana edepsiz diyemez. Sayın başbakan bile. Ben edepsiz değilim. Bana  edepsiz” diye hakaret eden başbakana “ sayın  diyecek kadar edepliyim.

 

Edepsizin sözcük anlamını okuyunca  sinir bastı. Biliyordum anlamını ama, bana  sayın başbakan tarafından lâyık görülen  sıfatın anlamını  sözlük sayfasından okumak ,  kendimi o edepsiz sözcüğüyle özdeşleşmiş görmek  - ne desem bilmiyorum -  psikolojimi bozdu. Sanki bütün dallarım silkelendi, evimin bütün odalarına girildi.

 

Sonra toparlandım, kendime geldim. Kanaryaya, kuş bilmez biri  karga” dedi diye, kanarya karga olur mu kızım dedim kendime ? Pırlantaya “ boncuk” denildi diye, pırlanta gerçekten boncuk mu olur dedim. Sen bir eğitimcisin, sorumluluğunun bilincinde olan ve bunu gereklerini yerine getirmeye çalışan bir vatandaşsın dedim.

 

Şimdi ise, iyice toparlanmış durumdayım. İster edepsiz desinler, ister başka şeyler desinler. Kimin umurunda ? Atalarımız  Beş yüz karga umurumda değil, uçurur da seyrine bakarım.  demişler  ya; ben de diyorum ki : Başbakan kızsa da, beni  “ edep dışı davranmakla”  suçlasa da ben AKP diyeceğim. Kırk yıllık Kani, olur mu yani sevgili okurlar. …AKP …..Nasıl olsa adımız edepsize çıktı. Bir edepsize de böyle bir tavır yakışır. Eeeeeeee, ne demiş atalarımız: ” Saklama, hırsız edersin; söyleme, arsız edersin. “…  Beni,  sayın başbakan arsız yaptı; affınıza sığınıyorum sevgili  okurlar.

 

Bir partinin adının şöyle veya böyle söylenmesinden bana ne ? Kime ne ? Her iş bitti de sıra buna mı geldi ? Biz geçim derdindeyiz, sayın başbakan neden söz ediyor. Ha AKP denilmiş, ha  AK Parti denilmiş; kimin  umurunda ? Şimdi deme de dur: “ Benim derdim inekle dana; kadının derdi sürmeyle, kına.”

 

Son olarak: AKP dediğim için beni ve benim gibi binlerce kişiyi  “ edepsiz” ilân eden başbakana bir sözüm var:  Aman dikkat sayın başbakan. “ Deli deli akanı, bura bura tıkarlar.”……Ona göre sayın başbakanım,  demedi demeyin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

23/5/2009

DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM – 6



Dün gece bir rüya gördüm hayırdır inşallah. Bir saçmalık bir saçmalık, anlatılır gibi değil. Adı üstünde, rüya işte.

 

Rüyamda, bir’den fazla görevi – makamı olan biriymişim. Hani, bir koltukta iki karpuz derler ya; ben  bir koltukta üç  beş karpuz  birden taşıyormuşum. Hem valiymişim, hem milletvekiliymişim, hem de bakanmışım. Ayrıca, başbakan yardımcısıymışım. Sanki adam( kadın) kıtlığı varmış  gibi memlekette.

 

Ofisimde çalışıyorum  işte öylesine. Birdenbire odamın kapısı açılıyor, onlarca gazeteci dalıyor içeri. “ Sayın Esen! Lütfen bir fotoğraf! ” diyen diyene. Flaşlar patlıyor şimşek gibi. Hiç haz etmezmişim gazetecilerden. Bağırıyorum korumalarıma:

-          Nerden çıktı bu zerzevatlar ?  Oğlum! Neden aldınız bu adamları içeri?

Rüya bu ya, bir bakıyorum benim korumalar da gazeteci olmuşlar. Ellerinde birer fotoğraf makinesi, karışmışlar diğer gazetecilerin arasına;  onlar da şak şuk fotoğraf çekiyorlar. Allahallah!

 

Derken, gazeteciler bir ağızdan bağırıyorlar?

-          Sayın Esen, neden katılmadınız cenaze törenine?

Şaşırıyorum:

-          Ay kim öldü gene? Benim ölenden mölenden haberim yok.

Gözlerini yuvalarından çıkararak yanıtlıyor  bir gazeteci:

- Türkân Saylan’ın cenaze törenine?

Koltuğuma yaslanıp, bacak bacak üstüne atıyorum, kendimden emin olduğum mesajını vermek için.

- Hangi kimliğimle yanıtlayayım ?

Bir kadın gazeteci alaylı alaylı soruyor:

-          Vali olarak niye katılmadınız Sayın Esen?

Ne desem ne desem diye düşünürken aklıma geliyor:

-          Ya çocuklar, ikide bir ekranda görünmek istemiyorum. Millet, “ Bu vali de cenaze törenlerine katılmaktan işini yapamıyor. Ömrü mezarlıklarda geçiyor bu kadının.” demesinler diye katılmadım.

Gülüşüyorlar bıyık altından. Hep böyle yaparlar zaten. Şöyle bir bakıyorum gazeteci grubuna, bizim cenahtan kimse yok. Ah! Keşke olsalardı. Ne güzel çanak sorular sorarlardı , ben de şakır şakır yanıtlardım.


Sonra başka gazeteci alıyor sırayı:

-          Peki, bakan kimliğinizle neden katılmadınız?

Elimle şöyle bir saçlarımı dalgalandırıyorum ama kimse oralı olmuyor. Hemen yanıtlıyorum:

-          Baksanıza yüzümdeki sivilceye. Bu sivilceyle çok kötü görüntü veriyorum. Bu halimle törene katılmam;  milletin göz estetiğini bozmak olurdu, halkıma saygısızlık olurdu. Üstelik, saçlarımın da boyası gelmişti. Saçlarımın yarısı siyah, yarısı beyaz. Eğer  bu halimle törene katılsaydım, bana ne derdiniz biliyor musunuz?

Gazeteciler koro halinde :

-          Ne derdik Sayın Esen?

Şıp diye yanıtlıyorum: Bakan, siyah- beyaz saçlarıyla cenaze törenine katılarak, ” Bu yıl Beşiktaş’ı şampiyon yapacağız! ” mesajını verdi, derdiniz. Hem haksızlık olurdu Sivasspor’a.

 

Sonra bakıyorum gazetecilere, yanıtım inandırıcı oldu mu diye; ama hiç renk vermiyorlar hınzırlar….Derken başka bir gazeteci soruyor:

-          Peki Sayın Esen, milletvekili kimliğinizle neden katılmadınız?

İşite burada ter basıyor beni. Acaba ne desem ne desem? Tam kem küm edecekken, Allah tarafından bir ses geliyor kulağıma. O sesin dediğini söylüyorum:

-          Törende o kadar millet varken, vekile ne gerek var arkadaşlar ? Asil varken, vekil hükümsüzdür.

Ancak, sorular bitecek gibi değil. Bir özel kanal muhabiri alıyor sırayı:

-          Başbakan yardımcısı kimliğinizle neden katılmadınız?

İşte şimdi yandım diye düşünüyorum. Ateş basıyor vücudumu. Nasıl kıvırsam nasıl kıvırsam diye kıvranırken, birden aklıma bir bahane geliyor:

 

-          Böyle şeyler kısmet meselesi. Demek ki, kısmetim yokmuş orada. Zaten alerjim var papatyaya, kardelene. İyi ki gidememişim, yoksa şimdi hastanede olurdum. Kim yapacaktı işlerimi ?  Görev kutsaldır, görev ihmal edilemez. Hamdolsun ki, işimin başındayım. Hatta az önce, bir simit evinin açılışına katıldım.Yarın da, belediye başkanlarımızdan birinin dünürünün yeğeninin kızının düğün mevlidine  katılacağım.

 

Her şey yolunda gidiyor derken, bir gazeteci haykırıyor:

-          Sayın Esen! Vatandaş kimliğinizle neden katılmadınız?

Bir türlü bitmiyor sorular. Uzun zamandır bu kadar kötü rüya görmemiştim.O sırada sanki küçüldüm küçüldüm, bir kibrit kutusuna sıkıştım gibi hissettim.Sonra da büyüdüm büyüdüm, bulunduğum o koca ofis dar gelmeye başladı.Sonunda bu soruya da yanıt verdim:

-          Arkadaşlar, öküz altında  panda, ay pardon buzağı aramayın. Her gün onlarca, yüzlerce insan ölüyor memlekette. Hangi birinin cenazesine katılayım ? Ben gitmedim diye, kadının cenazesi ortada kalmadı  ya. İçimden “ Bu kadının ölümü, biraz şüpheli. Nasıl da Ergenekon soruşturmasından hemen sonra öldü.” diye geçiriyorum da söyleyemiyorum. Tam bu sırada beni bir korku basıyor. Ya beynimi okurlarsa bu gazeteciler ? Ya vücut dilimi analiz ederlerse ?....Başlıyorum zangır zungur titremeye. Nefesim daralıyor, kalbim kuş gibi çırpınıyor. Bilsem rüyada olduğumu, hiç oralı olmayacağım.

Gazeteciler yavaş yavaş yaklaşıyorlar masama. Çakan flaşlar neredeyse gözlerimi kör edecek. Bir gazeteci belki ayakkabı falan fırlatır diye, çaktırmadan gardımı almaya çalışıyorum. Derken, gazeteciler iyice yaklaşıyorlar, nefeslerini yüzümde hissediyorum…..” Yeteeeeeeeeeer! “ diye bağırmamla  uyandım. Bir baktım, sıcak yatağımdayım. Dünyaya yeniden gelmiş gibi oldum.

 

Rahmetli Türkân Saylan’a büyük bir saygı, minnet, şükran duyan biri olarak neden bu rüyayı gördüğüme bir türlü anlam veremedim.

10/4/2009

OBAMA’ LI YAZI

    
         

-          Kızlaaaaaarrrrrr ! Obama’yı gördünüz mü ?

-          Aaaa ! Obama yine mi Türkiye’ye gelmiş ? Yaşasıııın ! Nerde nerde ? Hadi biz de gidelim, yakından görelim.

-          Yok canım, ne gelmesi ! Daha minderi bile  soğumadı. Hani geçen hafta gelmişti ya, görmediniz mi?

-          Gördük  gördük. Ayyy ! Ne kadar yakışıklı. Şöyle azıcık  kilo alsa, daha yakışıklı olur. Çok değil, iki – üç kilo yeter.

-          Bence de……..Hem alçak gönüllü, hem yakışıklı, hem tatlı dilli. Süper bir adam, süper. Süper güce süper başkan nasıl da yakışmış.

-          Erdoğan’a ne kadar  samimi davrandı, bir ara elini bile tuttu, uzun süre bırakmadı. Övgüler yağdırdı Erdoğan’a. Artık sırtımız yere gelmez Obama sayesinde. Bizi çok seviyor.

-          Benim Hüseyin çok mutlu. Obama’yı  pek sevdi. Kocam öyle herkesi sevmez.

-          Neden mutlu ki ?

-          Neden olacak, sebep Obama …..Adaşım adaşım deyip duruyor Obama için.

-          Adaşım mı?

-          Evet, adaşım…Obama’nın göbek adı Hüseyin’miş ya,  eee  bizim beyin adı da Hüseyin değil mi, o nedenle mutlu. Adam’ın adı yeter, deyip duruyor. Barak HÜSEYİN Obama, Barak HÜSEYİN Obama diyor da başka bir şey demiyor…. Barak Hüseyin Obamalaştırabileceklerimizden misiniz, Barak Hüseyin Obamalaştıramayabileceklerimizden misiniz,  diye bir tekerleme bile uydurmuş.

-          Sokak kedisini  sevdi, eliyle okşadı.

-          O bir şey mi? Camiye girerken, adamcağız ayakkabılarını  çıkardı. Çorapla dolaştı camide.

-          Canım yaaaaaaa! Keşke biraz daha kalsaydı Türkiye’de. Belki, bizim kasabaya bile gelirdi.

- Çok Müslüman adam. Ezan vaktini bile dikkate aldı konuşurken. Hacc’a bile gider mutlaka, ya da Umre’ye. Hamdolsun ki Müslüman bir ABD başkanımız var.

 

-  Top seslerinden ürkmüş garibim. İnsan, bir haber verir adama. Ne ayıp şey…İnsan; ”  Sayın Obama, şimdi  şerefinize top atışı yapılacak, boş bulunup da sakın korkmayın.”  demez mi ! Canım yaaaaa, nasıl  üzüldüm haline. Adamcağız nasıl zıpladı korkudan. Eğer kırk güne kadar ölürse Allah korusun, o topçulardan bilirim. Hiç misafire böyle kabalık yapılır mı ! Cık cık cık !

 

O sırada bir tv kanalında haberler başlamıştır. Spikerin sesi duyulur:

 

“ ABD başkanı’nın Türkiye’den 4 isteği var.


1) Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nu açmanızı bekliyoruz. Zaten AB sürecinde bu yolda gidiyorsunuz.

2) Ermenistan sınırını açmanızı bekliyoruz. Bunu yapmanız çok şık olur.

3) Ermeni meselesi ve soykırım iddiaları konusunda tarihinizle yüzleşin. Her ülkenin geçmişinde sorunlar vardır. Bunda kötü bir şey yoktur.

4) Türkiye'nin Kürtlerine eğitim ve diğer imkânların sağlanmasını bekliyoruz. Bugüne kadarki olumlu açılımlara ekler yapılmalı.”

 

 

-          Kesin yalan haber….Erdoğan’ın “ Almayın, okumayın” dediği medyanın uydurmasıdır. Obama bunları isteseydi, hepimiz duyardık. Kameralar, gazeteciler  sürekli peşindeydi. Böyle şeyler isteseydi Türkiye’den, mutlaka  birileri duyardı. Kim bilir belki de tercüman kız yanlış tercüme etti.


Spikerin sesi: “ Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Meclis’te Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını net şekilde dile getiren Obama’ya, “ Onun söylemesi bir şeyi değiştirmez. Bu, bizim sorunumuz” dedi.

 

- Şiddetle kınıyorum bakan beyi .Türkiye’nin kedisini bile seven adama böyle şey denir mi ? Ne ayıp.

 

-          Madem istiyor Obama, açsınlar ruhban okulunu. Okulun kötüsü olur mu hiç! “ Bir okul açmak, bin hapishane kapatmaktır.” derler.

 

Spikerin sesi: ABD Başkanı Obama’nın Afganistan’da savaşacak 800-1000 Mehmetçik istediğini söyleyen Türk-Amerikan Konseyi Başkanı James Holmes, "Paylaşılan risk ve sorumluluklar dikkate alındığında ABD’nin muharip asker istemesi mantıklıdır " demiş. Holmes, bu konunun gündemde olduğunu söylemiş.

 

-          İftira atıyorlar. Siz kendi ağzından duydunuz mu Obama’nın ? Ben duymadım….Ayyyy ! Şu basın, çok uydurukçu , çok !....Obama inşallah duymaz bu yalan haberleri. Kahrolur zavallıcık. Hem küser bize, bir daha da gelmez.

 

Kadınlar, Obama’nın eşini eleştirmeye başlamışlardı ki, bir  baktım benim köşemdeki   yerim dolmuş. Ben de ayağımı yorganıma göre uzatıyorum, sözlerimi burada noktalıyorum.

 

Bir atasözü aklıma geldi: “ Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu. “…Ne alâkası varsa.

 

5/4/2009

SEÇMEN, R. T. ERDOĞAN’ IN DİLİNE BİBER SÜRDÜ



Merhaba Sevgili Okurlar!

 

Seçim sonrası ilk yazım bu. O nedenle, seçim sonuçlarını yorumlama hakkımı henüz kullanamadım. Bu hakkımı, bugünkü yazımda kullanacağım aklım erdiğince, dilim döndüğünce.

 

Sen de mi,  demeyin sakın. Hele hele, hangi sıfatla hiç demeyin. Seçim sonuçlarını değerlendirmek için; illâ ki siyaset bilimci olmak, yok  strateji uzmanı olmak , yok falan filan araştırma şirketi yetkilisi sıfatı taşımak gerekmiyor. Ne demiş atalarımız: “ Omletten anlamak için, yumurtlamak gerekmez.”…Bizim de aklımız, fikrimiz, gözlemlerimiz var. Hem her şey o kadar açık ki.

 

Seçimlerden önce, seçim tartışmaları hep AKP üzerinden yapıldı. Seçim sonuçları tahminleri de yine AKP üzerinden yapıldı. AKP  son seçimdeki oy oranını korursa Erdoğan ne yapar? Oy oranını artırırsa Erdoğan iyice mi diktatör olur? AKP’nin oyları % 50’ yi geçerse, Erdoğan Ortadoğu’nun yeni lideri mi olur? …Kısacası AKP, AKP……..Erdoğan Erdoğan Erdoğan….Neredeyse, Seçim = Erdoğan  olarak kazındı seçmenin beynine. Erdoğan, 2. Atatürk  ve  ikinci peygamber  olarak halka sunulmaya bile  kalkışıldı. Erdoğan derseniz, esti gürledi durdu. Masallardaki üvey ana gibiydi.

 

Seçimlerden önce yapılan gropaganda çalışmaları sırasında, seçim meydanlarında  AKP’den  öne çıkan hemen hemen hiç kimse yoktu. Sadece Erdoğan vardı. Kılıçdaroğlu’na bile o yüklendi, muhatabı olmadığı halde. Beypazarı’nda yaptığı konuşmada , Gökçek’in rakibi Mansur Yavaş’ı ( Beypazarı eski belediye başkanı) aklı sıra küçük düşürmeye çalıştı. ” Beypazarı itibarını kaybetmiştir; ne bu yolların hali, yaya kaldırımlarının hali ! Utandım.” dedi….Televizyonda Erdoğan’ı izlerken ben bile bekledim bir eleştirime bir gün yanıt verecek, bana sataşacak , “ Sakın Bolu Express okumayın!...Orada Kâmuran Esen adında ne idüğü belirsiz bir yazar bozuntusu var.”” diyecek diye.  Der mi , der. Bakanları için, “ Kapının önüne koyarım” diyebildiğine göre; bana haydi haydi der. Çatmadığı, kavga etmediği  neredeyse bir biz kalmıştık.

 

 Erdoğan merkezli  seçim dönemi geçirmemiz sebebiyle, sandıktan çıkartılacak her sonucun muhatabı, bence AKP değil, Erdoğan’dır. Görünen o ki; vatandaş sandıkta , Sayın Erdoğan’ın  sivri diline biber sürmüştür.

 

 Vatandaşa verilen  seçim rüşveti ya  tutmadı ya da az geldi. Vatandaş “ Bunlar az” mı dedi; yoksa, “ Rüşveti alırız ama oy vermeyiz, bu da sana ders olsun.” mı dedi, bilmiyorum. Seçim hilelerine ve  halkı aldatma yollarına başvuranları uyardı seçmen. Devlet olanaklarını  seçim yatırımı olarak pervasızca kullananlara tokat attı. Seçim sonuçları, “ Avcı ne kadar hile bilirse, tilki de  o kadar yol bilir.” dedirtti.

 

“Bıldırcının beyliği, yığınlar (harman ) kalkana kadardır ” derler….Seçimler bitti, Erdoğan’ın havası indi Allah’a şükür. Aslan gibi kükremesinden gına gelmişti.

 

29 Martta seçmen, denizi yakmaya kalkıştı. Yakamadı ama, cızlattı. Genel seçimlerde denize benzin döküp tutuşturmaya kalkar mı,  kalkar valla. Neden olmasın. Unutmayın ki; ”  Canı yanan eşek, attan berk kaçar.”

 

Sen vatandaşı ittir kaktır, bağır çağır, önüne gelenle kavga et, medyaya çat, kendini padişah zannet, biz – siz ayrımı yap,  iflas eden işadamlarına “ beceriksiz” de, kredi kartı mağdurları için ” onlara dürüst insan gözüyle bakmam” de;  sonra da milletten % 50 oy ummaya kalkış. Yok öyle  üç kuruşa beş köfte! ……… Hani derler ya;  “ Gece şarap, gündüz kumar; bu haliyle cennet umar.” diye, işte o hesap. Biz de cennet istiyoruz ama, günahlarımız ne olacak?

 

Kısacası; seçmen, başbakanın diline - şimdilik- biber sürdü. Geçmiş ola…Bu köşede  birkaç kez, kullandığı dil nedeniyle uyarmıştım başbakanı…O seni okumaz mı dediniz ? Okumasın. Ben de  ona oy vermedim. Ödeştik.

 

21/3/2009

SİYASİLERDEN VECİZELER( ! )

 

 

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Adana'da sağlıktaki değişimi anlattığı sırada kendisine, " Ne değişti ki? " diyen vatandaşa, " Sağlıkta değişimi görmüyorsan körsün. Gel senin gözünü açtırayım." dedi.

 

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet M. Eker, " Isparta özellikle tarımdan büyük destek gördü. Ispartalı çiftçinin cebine bakanlığımız döneminde 120 milyon TL girdi " dedi. Elma üreticisi Şükrü Tüzün, "Yanılıyorsunuz. Önceki hükümetler döneminde daha fazla destek alıyorduk. Elimizdeki soğuk hava deposunu hacizle kaybettik" deyince, bakan şu karşılığı verdi:

"Git provokasyonunu başka yerde yap.”

 

AKP Milletvekili Özkan Öksüz ile merkez valisi arasında geçen konuşma:

Ö.Öksüz - İn o kürsüden.

Vali -  Babanın kürsüsü mü?

Ö.Öksüz -Evet, babamın kürsüsü.

 

Partisinin adayına oy isteyen Arınç, konuştuğu sırada, dinleyicilerden bir kişi ayet okumak istedi. Bu kişiyi durduran Arınç, “ Sus kardeşim. Burada siyaset konuşuyoruz. Biz siyasi bir partiyiz, dinci değil. Otur yerine. Nerede ne konuşacağını bileceksin. CHP’liler türbanlılara rozet takar adı ‘açılım’ olur, sen hadis okursun adı ‘irtica’ olur. Burada kimsenin ağzına ekmek vermeye niyetimiz yok” diye azarladı.

 

R.T. Erdoğan’dan Bahçeli’ye : “ Medyanın desteğini istediğin kadar arkana al, çetelerin, mafyaların verdiği destekle de bir yere gitmeniz mümkün değil.''

 

Bülent Arınç’ tan emekli askerlere: “ Allah’a şükürler olsun  ki , bu komuta heyeti zamanında bir savaşa girmemişiz, askerlik dışında her şeyle meşgul olan bu heyet savaşı yönetemezdi. "

 

Bülent Arınç: “ Türkiye'de AKP dışında başka alternatif yok. Birileri demokrasiden ümidini kesmiş de postal sesine hasret kalmış olabilir."

 

Bülent Arınç:  “ Obama, kendi gibi yiğit olan Erdoğan’ı ziyarete geliyor. Sen de adam ol, sana da gelsinler.”

( Tam burada fikrimi söylemeden geçemeyeceğim sevgili okurlar. Öküz yem yiyince, çifte gideceğini bilirmiş. Obama bizi yem verip sonra   çift sürdürecek gibime geliyor.)

 

AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser,  " Biz başbakanımızın aşığıyız. Bizim için Erdoğan ikinci peygamberdir.” dedi.

 

AKP Balıkesir Milletvekili Cemal Öztaylan,  aday tanıtım töreninde, Bandırma Belediye Meclisi 1. sıra adayı olan, babası ve ağabeyi şehit olan Celil Karabıyık’ı, “ Bu adam, sizin ve benim gibi hayvanların rahat yaşaması için babasını toprağa veren kişidir” diyerek tanıttı….Geçen yılın Ağustos ayında da, türbanlı milletvekili eşleriyle ilgili haberlere “Sana ne lan benim karımın başından” diye tepki göstermişti.

Başbakan, Baykal ve Bahçeli'ye Tekirdağ Türküsü ile seslendi; "Derelerin çakılı nerden aldın bu akılı. Baykal bir yana Bahçeli bir yana. İkisinin resmini çıkarsınlar yan yana.…….. Baykal'a 10 koyun teslim etseler kaybeder geri gelir.”

R.Tayyip Erdoğan: “ Baykal’ın kılavuzu karga. ” ( Bu sözün gerisini biliyorsunuz. )

 

R.T. Erdoğan, İsrail ile ilişkilerin bozulmayacağını şu sözlerle açıkladı: “ Biz eşşeği sağlam kazığa bağlıyoruz, merak etmeyin.”

 

Erdoğan,  Kırklareli’de de muhalefetin hiçbir eser yapmadığını öne sürerek, “Eşşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri. Eşşek bile bir semer bırakıyor, onunla anılıyor” dedi.

 

Baykal, Ziya Paşa’nın şiiriyle yanıt veriyor: “ Bed-asla necabet mi verir hiç üniforma zerduz palan ursan eşşek yine eşşektir.” (İnsanın aslı kötü olursa üniforma ona iyilik getirmez) diyor... Ve ekliyor, (Zerduz palan ursan eşşek yine eşşektir.) Yani ‘Altın işlemeli palan vursan eşşek yine eşektir’ diyor.

 

D. Baykal’dan başbakana yanıt:” Başbakan olmuşsun ama adam olamamışsın.”  Bence sevgili okurlar, diğer siyasilerin (özellikle R.T Erdoğan’ın) söylemlerinin yanında, D.Baykal’ın söylemi ballı börek gibi kaldı.

 

 

Konu dışı ama, bir şey söylemeden bitiremeyeceğim yazımı: Başbakan; “ Hamdolsun  batan, el değiştiren, fona devredilen banka yok. Tüm bankalar ayaklarının üzerinde” demiş…..  Bankamız mı kaldı batacak ? Ona bakarsanız , benim de işim bozulmadı şu ekonomik krizde. Ne ihracatım azaldı, ne de  iş yerimin kirasını ödeyememek gibi bir sıkıntım oldu. Ne kepenk kapattım, ne işçi çıkardım. Valla……İki gözüm önüme aksın yalan söylüyorsam.…Çünkü işim yok ki batayım, kepenk kapatayım;  işçim yok ki, çıkış vereyim. İhracat yapmıyorum ki, azalsın. Ben emekliyim sevgili okurlarım. İş yerim olmadığı için batmadım yani. Eğer olsaydı, ayvayı yemiştim( yukarıdaki siyasilerin ağzıyla söyledim, afedersiniz).  Kepenk kapatanların da kimseye kızmaya hiç hakları yok. Kepenk açarken başbakana mı sordunuz ? Hadi  hadi, işinize. Yürüyün de ense tıraşınızı görelim….İşte gördünüz. Ağız bozukluğu bulaşıcıdır  diye  daha önce uyarmıştım sizi. Bakın, benim ağzım bozuldu bile.

 

İzninizle! Hemen kalkıp, ağzıma biber süreceğim de.

 

 

13/3/2009

BEN DE RABB’ İME SORDUM

           

Bakan Unakıtan'ın  eşi Ahsen Unakıtan; Amerika dönüşü, havaalanında konuştu:

" Kemal Bey’in  hastalığının tedavisi için Rabbime sordum. Nerede ameliyat olması daha iyi olur?' diye. İçime bir his doğdu, ABD'deki Cleveland diye... gösterdi. Rabbime şükürler olsun…..( Gazeteler)

 

Gazetelerde bu haberi okuyunca, benim de Rabb’ime soracağım sorular olduğu aklıma geldi. Ve sordum. Bakın, ben ne sordum, Rabb’im  ne dedi:


-  Allahım ! Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine alınan karara göre, DENİZ FENERİ ile ilgili davanın tarafları soruşturma sürerken ilgili evraklara ulaşamayacakmış. Soruşturmayla ilgili haber yapanlara da dava açılacakmış.Çeşitli suçlardan yargılananların  davalarıyla ilgili her türlü haber,telefon görüşmeleri, günlükleri gazetelere manşet olurken, bu ayrımcılık değil mi?

- Deniz feneriyle ilgili deliller zaten karartıldı yavrucuğum. Soruşturacak bir şey kalmadı ki, gazetelere yazacak  ne olsun. Almanya’dan neden geç geldi sanıyorsun dosya ?


-  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, her yıl belediyeye ödenen ruhsat harcının artık alınmayacağını açıkladı. Bunu, vatandaştan oy alabilmek için mi yaptı? Yoksa K.Toptaş; gerçekten vatandaşın cebini mi düşünüyor?

 

-  Nasıl bu kadar saf olabiliyorsun? Ben sana akıl verdim, fikir verdim; aklını kullan, aklını.

 

- AKP Manisa İl Başkanlığı'nın yaptığı basın açıklamasında sunduğu, kendi mitinglerindeki kalabalığı gösteren fotoğraflarlarda AKP mitinginin fotoğrafında, bilgisayarda photoshop programında klonlama tekniğiyle insanların çoğaltıldığı ortaya çıktı. Halkımız  nasıl aldatıldığının ne zaman farkına varacak?

 

- Zaten farkında, yutmuyor bu yalanları. Ancak, vatandaş ekonomik krizden kurtulmadıkça, kendisini kandıranlara oy vermeye devam edecek. Zaten bu nedenle ekonomik kriz, halkı kandırmak isteyenlerin işine geliyor. Ağlayan bebeğe meme verdin mi, şıp diye keser ağlamayı.

 

- BATMAN Belediye Meclisi, 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in adını, verildiği bulvardan kaldırarak, yerine ‘Zilan Bulvarı’  verilmesini kararlaştırdı. A.N.Sezer’e ayıp olmuyor mu?

 

- Bu bir şey mi ? Bir ara Sayın Sezer’i  neredeyse Ergenokoncu olmakla suçladılar üstü kapalı. O suçlamanın yanında bu, ödül gibi kalıyor.

 

- ADALET Bakanı Mehmet Ali Şahin, telefon dinlemelerle ilgili olarak, "Eğer bu suçlara verilen cezalar caydırıcı değil deniliyorsa o noktada görev bize düşer. Talimat verdim cezaların artırılması doğrultusunda rapor hazırlanacak" diyor…..Yani, herkesi dinlemeye devam edecekler . Acaba ev ve cep telefonumu kapattırsam mı ? Hani, telefonda arkadaşıma yaptığım yemek tarifini, bomba yapımı tarifi sanabilirler diye korkuyorum.

 

-  Ayol, sen hâlâ telefon kullanıyor musun? Hayret bir şey.


-
3 yıl önce Mersin’e gelen Erdoğan’a, “Anamız ağladı” diyen ve “Ananı da al git” diye azar işiten çiftçi Öncel’in, Erdoğan’ın Mersin mitingi öncesi gece evi kuşatıldı. Öncel sabah da gözaltına alındı. Buna rağmen bu millet, bunlara hâlâ oy verecek mi?


- Tabi verecek. Başbakandan acayip korkuyor millet. Kimlerin hangi partiye oy verip vermediğini bile takip edecekler yakında diye başbakanın “ almayın” dediği gazeteleri almayan vatandaş, korkusundan, başka partiye oy veremeyecek. Aha da buraya yazıyorum.


- Hakkında 'Son Osmanlı Padişahı' pankartı açılan Başbakan Erdoğan'ın Mersin mitingi öncesinde "2. Atatürk" pankartı açıldı. Atatürk kim, Erdoğan kim?

 

- Bir atasözüyle yanıt vereyim, sen ne demek istediğimi anla: “  At’a nal çakıldığını görmüş, kurbağa da ayağını uzatmış.”

 

- Erdoğan’ın Ortadoğu’nun lideri olacağı doğru mu?

 

- Bir ülke düşün ki,  kralının hareminde 30’dan fazla cariye var. Bu ve bunun gibileri ülkelerin lideri olmak, Türkiye’ye ne kazandırır? Türkiye’yi batıdan koparma girişimi bu.

 

-Türkiye, ocak ayında sanayi üretiminde gerçekleşen yüzde 21.3'lük düşüş ile dünyada sanayisi en fazla eriyen ikinci ülke oldu. Yandaş medya neden bundan hiç söz etmiyor?

 

- İktidar partisinin oyları düşer diye yazmıyorlar.Onlar, Deniz Seki’nin günlüğünü yayımlıyorlar. Ekonomi kimin umurunda?

 

- Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, kendisinden iş isteyen kadınlara  "Evdeki işler yetmiyor mu?" karşılığını verdi. Buna  rağmen kadınlar, kadını eve hapsetmek isteyen zihniyete nasıl  oy verebiliyor?

 

- İşte bu sorunun yanıtını ben de çok merak ediyorum. Birkaç hafta sonra, yeniden sor bu soruyu.

 

                                         ***

İnandınız mı sevgili okurlar ? İnanmadınız… Neden?...Benim başım kel mi? Cık cık cık ! Yoksa, bakan eşi değilim diye mi inanmadınız ?

 

Not: Zaten sorular da yanıtlar da bana ait. Böyle bir senaryo yazmama sebep olanları  ve beni Rabb’im affetsin.

 

25/2/2009

BAŞBAKANA ( TÜYO) ATASÖZLERİ




AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son zamanlarda atasözlerine merak sardı. Muhalefete atasözleriyle yükleniyor.

                                                                                                 

Başbakan muhalefeti bir Çorum atasözüyle eleştirdi. Erdoğan, " Kurbağanın vakvağası suyu bulandırmaz', bunların yalanları suyu bulandırmaz, bunların iftiraları bizim hizmetlerimizi bulandırmaz, bunların çamurları bizim kutlu yolculuğumuzu bulandırmaz" dedi….( gazeteler)

 

Başbakan ayrıca; “ Kuş kafasından kavurma olmaz.”  “Medyadan kılavuz olmaz. Kılavuzu karga olanın…  gibi atasözlerini de kullandı. Gerisini biz tamamladık: ”…….burnu b.ktan çıkmaz.”

 

Ben  başbakana yeni atasözleri buldum. Gerektiğinde kullanabilir:

 

Deveyle tepiş olmaz.( Aydın Doğan’a söylemesi için.)

 

Doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek. ( Doğan Medya Grubu için.)

 

Deli deli akanı, bura bura tıkarlar.( Kara listeye alınan, başbakanın uçağına alınmayan gazetecilere söylemesi için.)

 

Eşeğine bakmaz da, Hasan Dağı’na oduna gider.( Muhalefete söylemesi için.)

 

Ben de sayın başbakana şu atasözleriyle sesleniyorum:

 

Akara kokara bakma, çuvala girene bak.( Seçmenler icraata değil, kendilerine gelen yardımlara göre oy verdikleri için.)

 

A kız! Kocan ne çirkin!

Olsun! Babamın evinde o da yoktu.( Evinde su olmayan vatandaşa çamaşır makinesi rüşveti verildiği için.)

 

Deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış.(Deniz Feneri için.)

 

Hakaret muhayyerdir, sahibine iade olunur.( Basına ettiği hakaretler için.)

 

Hocam, güzel güzel okuyorsun ama hasta ölüyor.(Kiriz bizi teğet geçti dediği için.)

 

Kasap evinde her gün kurban bayramı. ( Kiriz bizi teğet geçti dediği için.)

 

Donsuzun gönlünden dokuz top bez geçer. ( Orta doğunun lideri olmaya soyunduğu için.)

 

İnsan şaşırınca, karısına “ hala” der. ( Bazı atasözlerini yanlış ifade ettiği için.)

 

Kavak ağacı uzaya uzaya göğe değmez ya; elbet gir gün belinden kırılır.( Bizim alternatifimiz yok dediği için.)

 

Sultanahmet’te dilenir, Ayasofya’da sadaka verir.. .( IMF’ye muhtaç durumda iken, oy alabilmek için vatandaşa beyaz eşya dağıtıldığı için.)

 

Değirmenin sesini işitiyoruz ama  ununu gördüğümüz yok. ( Ekonomimizin içler acısı durumuna  elhamdülillah” dediği için.)

İç dedilerse çeşmeyi de kurut demediler ya.( Belediyelerdeki yolsuzluklar için.)

Öküz yem yiyince, çifte gideceğini bilir. ( Seçim öncesi vatandaşa verilen seçim rüşvetleri için.)

 

Sokak elin, pabuç emanet; gez babam gez. ( Seçim gezilerinde devlet olanaklarını kullandığı ve bu rahatlıkla yurdun her yerine ulaşabildiği için.)

 

Yengece, niçin yan yan gidiyorsun diye sormuşlar; serde kabadayılık var, demiş.( Kullandığı külhanbey ağzı için.)

 

Sular çekildiğinde, kimin donsuz yüzdüğü belli olur…( Seçim öncesi her yeri, her şeyi güllük gülistanlık gösterdiği için.)

 

Tuna taştı demişler, çeviriverin eve demiş.( Ekonomik krizden haberdar olmadığı için.)

 

A.Necdet Sezer’e “ adamın biri” diyen Egemen Bağış için de  atasözleri buldum:

 

 Kurtlar ihtiyarlayınca, köpeklerin maskarası olur.

Lâkırdı bilmeyen hödükler, sönmüş ateşi körükler.

Sevilmeyenin sesi dangıldak, yürüyüşü zömbüldek gelir.

Serçe filin kulağına konmuş da; acıttım mı,  demiş.

 

 

Eeeeeeee! Açtılar kutuyu, söylettiler kötüyü.

Önce onlar başlattı, ben gerisini getirdim.


23/2/2009

AĞIZ BOZUKLUĞU BULAŞICIDIR !



Sayın başbakanın kullandığı dil malum. Öfke dolu, hiddet dolu sözler sarf ediyor sık sık ;  birilerine hakaret ediyor, argo sözcükler kullanıyor. Şirretlik, alçaklık, yaaaaa, be , monşer eskileri  gibi sözcükler dilinden düşmüyor. Her an küfür edebilir. Zaten geçenlerde, küfür edebileceğini ağzından kaçırdı:

 

“Erdoğan: Şimdi sizleri şuradaki megaboard'dan tünelin açılışına davet ediyorum. Hep birlikte burayı izleyeceğiz. Ve buradan göreceğiz.

Görevli: Bağlantı yok efendim.

Erdoğan: Nasıl yok ya?

Görevli: Tünelle bağlantı yok efendim

Erdoğan: Niye yok olur mu öyle şey ya? Şimdi küfür ettireceksiniz bana.”…..( gazeteler)

 

Davos’taki moderatör için de , “Az daha vuracaktım.” dedi... Baktı ki bağırıp- çağırmak prim yapıyor; daha da fazlasını yapabilirim demek istedi yani.

 

 Anlaşılan o ki; külhanbeyi ağzının halk tarafından beğenildiği zannına kapılan bazı siyasiler de başbakanın izinden gidiyorlar. Başbakandan ilham alan bakanların, milletvekillerinin ağızlarının bozulması çok normal.  Ne demiş atalarımız: “ Anasının çıktığı dala, kızı salıncak kurar.”…..Başbakanı kendilerine örnek alanların, ağız bozukluğu konusunda başbakanı sollayacaklarından eminim.

 

 Erkeklerin büyük bir çoğunluğunun karısını dövdüğü bir toplumda – ki, bunu toplumbilimciler söylüyor- , böyle külhanbeyi ağzının bazı kesimlerce takdir edilmesine hiç şaşmamak gerek.” Benim 3 tane karım var, gül gibi geçinip gidiyoruz.” diyenlerin bulunduğu bir toplumda, külhanbeyi ağzının ödüllendirilmesine de şaşmamak gerek.

 

 “Seçim bürosu açılışına gelirken konfeti yağmuruyla karşılanan Devlet Bakanı M. Ali ŞAHİN, maytap patlatılması sonucunda irkilerek 'Bu ne la!' diye tepki gösterdi.”( gazeteler)…. Başbakanın sözlerinden sonra, sayın bakanın sözleri aslında hafif bile kaldı.

 

Egemen Bağış; 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Başbakan Bülent Ecevit’in önüne anayasa kitapçığı “atması”nı, “Adamın biri bir anayasa kitapçığı fırlatmıştı diye hatırlattı balıkçılara.  Egemen Bağış’a, seçim sohbeti yaptığı balıkçı tepki gösterdi. Balıkçı, Bağış’a, “O adamın biri değil Cumhurbaşkanı’ydı” yanıtını verdi….Cumhurbaşkanı olup- olmama konusunda balıkçıların fikrini alan sayın başbakan, bu duyarlı balıkçının nezaketinden, birilerinin örnek alması gerektiğine inanıyor olmalı. Egemen Bağış, bununla da kalmadı. Arkasında % 70 – 80 halk desteği olan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül  için de ” şovmen” dedi. “Şimdi onunla uğraşıyoruz.” dedi.

 

Peki biz, böyle uygunsuz sözler sarfeden kişilere, onların üslubuyla bir şeyler desek ? Olur mu? Hiç yakışık alır mı?

 

Hükümetin borazanı, yağdanlığı ve dalkavuğu olan işte falanca gazeteci; başbakanı göklere çıkardı, desek.

Külhanbeyi ağzıyla konuşan başbakan, böyle böyle dedi, desek.

Adamın birinin karısı da köşkte, gereksiz yere şu kadar milyon para harcıyor, desek.

Adam, devletin olanaklarıyla miting düzenliyor; devleti sağmal inek gibi kullanıyor, desek.

Şu bakan olacak herif; A.Necdet Sezer’e , adamın biri dedi, desek.

Adam, bakan parçasıyım diye  şöyle şöyle yapıyor, desek.

Ben köpeklerle yatıp kalkmam ama, adamın biri gibi  tarikat şeyhlerinin de eteğini öpmem, desek.

Başbakanın karısı, Filistin’e yardım toplayacağına, önce Türkiye’deki aç çocuklara baksın. Tuzla’daki  cinayetlere eğilsin madam. Sırf Müslüman oldukları için, onların üzerinden kocasına oy toplamaya çalışıyor bu kadın, desek.

Bu adamlar  toplumu, dilenciliğe – çingeneliğe alıştırıyorlar, desek.

 

Der miyiz böyle şeyler ?  Asla  demeyiz, çünkü terbiyemiz müsaade etmez. Çünkü bizim, taaa çocukluğumuzda kulağımız çekildi bu konuda. Ne zaman azıcık ama azıcık ağzımızı bozmaya kalkışsak; hep azarlandık, ya da uyarıldık büyüklerimiz tarafından. Hatta ve hatta “ Ağzımıza(dilimize) biber sürülmek” suretiyle cezalandırılmakla tehdit edildik. Bırakın birisine “ adamın biri, kadının biri” demeyi; “ Hiç kimseye, bu denmez. O kişinin bir adı var.” diye öğretildik.

 

 Ağzımızı bozmamıza, bizim çiçekten renkli, sudan duru Türkçemiz de izin vermez zaten. Kimseye hakaret etmeden, ağzımızı bozmadan konuşuruz, yazarız. Çünkü biz;  dilimizi doğru ve güzel kullanmanın, bir vatandaş olarak görevimiz olduğunun bilincindeyiz. Dilimizi bozmaya kalkışanları uyarmanın  sorumluğunu taşıyor olduğumuzun da farkındayız.

 

Biz Türkçe’yi  Coşkun Ertepınar’ın dizelerindeki gibi biliriz.

            “ Türkçe!

             Gece, gündüz şakıdığım dil!

             Sevinçlerimin, üzüntülerimin türküsü Türkçem!

             Seni seslendiremediğim gün, gün değil,

            Çiçeksiz, kuşsuz kalmış gibidir bahçem.”  (Coşkun Ertepınar)

 

 

Sevgili okurlar! Aman dikkat. Ağız bozukluğu bulaşıcıdır. Siz siz olun, ağzı bozuk siyasetçileri dinlemeyin, onları örnek almayın. Yazık olur Türkçemize, yazık olur dilimize.

 

 

 

 

 

 

 

 

« Önceki :: Sonraki »