Dün Gece Bir Rüya Gördüm / Tunceli' ye taşınıyoruz - 2
- 1.Bölümün devamı -
Ayol ben boşuna bayılmışım. Arabamız çalınmamış. Amca oğlumuzun yardım sever oğlu, benzin almaya gitmiş. Şöyle okkalı bir tokat atınca eşim, ayılıyorum. Bedava eşyaları almak için Tunceli’ den ayrılıp Sivas’ a doğru çıkıyoruz yola. Şehre girmek üzereyken, büyük oğlanın cep telefonu çalıyor. Bizim amca oğlu arayan. Ne vefakâr, ne cefakâr bir akraba. Şakıyor bülbül gibi:
- Müjdemi isterim yeğenim. Devlet - ay pardon iktidar partisi- Mudurnu’ ya yardım dağıtıyor. Çabuk geri dönüüüün, yetişiiiiin.
Bizim oğlan ani bir fren yapınca, yüzümüz arabanın camına yapışıyor. Bedava eşyanın sevincinden dolayı, yüzümüzün acısını falan duymuyoruz. Hakikaten de “ Bedava sirke baldan tatlıymış.”
Ben inanamıyorum bir türlü Mudurnulular’ a bedava eşya dağıtacaklarına. Diyorum ki:
- İnanmayın, yalandır . İktidar partisinin oylarını tırtıklayacak Mudurnu doğumlu belediye başkan adayı yok ki rakip partiden. Ne diye Mudurnu’ ya yardım dağıtsınlar ? Yoksa Mudurnu’ da Karayalçın’ın akrabaları var da biz mi bilmiyoruz ?
Derken birden Kılıçdaroğlu’ nun yüzü gözümün önüne geliyor. Diyorum ki:
- Valla Kılıçdaroğlu, bizim yörenin insanına çok benziyor. Belki babası Mudurnulu, ya da annesi. Bu sebeple, Mudurnulular oylarını Kılıçdaroğlu’ nun partisine vermesinler diye yardım dağıtıyorlardır.
Bu kez de küçük oğlan salak salak fikir yürütüyor:
- Anne! Kemal Kılıçdaroğlu’ nun eşi, yoksa Ankaralı mı?
- Saçmalama salak oğlum. Yardım, Ankara’ ya değil Mudurnu’ yaymış.
Devam ediyor bizim akılsız:
- Olsun anne. Ankara, bizim sınır komşumuz. Ha Ankara, ha Mudurnu.
İşte tam bu sırada şöyle okkalı bir tokat atıyorum oğluma. Çok sinirleniyor.
- Anne, bugüne kadar bana elini gölgelendirmedin. Neden bana tokat atıyorsun ? Ben çocuk muyum?
Rüya bu ya, tam bu sırada ellerim büyüyor kürek gibi, parmak uçlarımdan dikenler çıkıyor adam boyu.
Dönüyoruz gerisin geri. İstikamet, Mudurnu. Yardımı kaçırmayalım diye süratle gelirken, başlıyor arabanın ön kaputundan duman yükselmeye. Araba su kaynatmış meğer. Uğraş bakalım, arabanın orasını burasını kurcala bakalım. Yok, çalışmıyor meret. Arabayı tamirciye götürmeye zaman yok ki, bedava eşyalar gene tükenecek biz varıncaya kadar.
Diziliyoruz yolun kenarına. Yanımızdan her araba geçişte “ Mudurnu Mudurnu !” diye bağıyoruz. Bir otobüs duruyor sonunda. Arabayı yol kenarında bırakıp, otobüse atlıyoruz. Rüya bu ya, yol sanki iplik gibi. Ve biz, her an kopabilecek kadar ince bir ipin üstünde ilerliyoruz. Yorgunluktan uyuyup kalıyoruz hepimiz otobüste. Bedava dağıtılan keklerden, meşrubatlardan haberimiz olmuyor. Bizim küçük oğlan basıyor yaygarayı:
- Ulan, ne şansızız biz ya ! Bir gün olsun, bedava bir lokma geçmeyecek mi boğazımdan ?
Ne kadar zaman geçiyor, bilmiyorum. Bir el dokunuyor omzuma:
- Teyze, uyanın. Mudanya’ ya geldik.
- Ne ? Mudanya' ya mı geldik ? Ay Mudanya’ da da yardım dağıtıyorlar ? İşte şimdi yaşadık.
Arabanın muavini :
- Ne yardımı, ne yaşaması ?
Rüyamın burasını tam seçemiyorum ama galiba muavin, bizi Mudurnu’ ya değil de Mudanya’ ya gidiyoruz sanmış. Anlatıyoruz her şeyi. Diyor ki muavin, sigaranın dumanını yüzümüze üfürerek:
- Yani bedava mezar bulsanız, gireceksiniz. Bedava eşya için Mudanya’ ya gelinir mi?
Biz bu salak muavinle anlaşamayacağız anlaşılan .Ayrılıyoruz oradan ve Bolu otobüsüne biniyoruz. Eşim yolda cep telefonundan komşumuz Asuman Hanım’ı arıyor:
- Biz eşya yardımına yetişemezsek, bizim yerimize siz alın bedava eşyaları, bizim eve taşıyın. Anahtar paspasın altında.
Uzun bir yolculuktan sonra geliyoruz Mudurnu’ ya. Vakit gece yarısı. Herkes uykuda. Yıldızlar parlıyor gökyüzünde. Sanki sevincimizi paylaşıyorlar. Heyecanla kapımızın anahtarını çeviriyoruz. Bu arada ben de, koltuklar ne renk acaba diye merak ediyorum; buzdolabı inşallah parmak izi bırakmayan cinstendir diyorum. İçeri girince bir de ne görelim ? Ev tamtakır, kuru bakır. Rüya bu ya; hırsız girmiş eve, olanı biteni alıp gitmiş. İşte tam bu sırada ben kendimi yerden yere atıyorum.
Hırsızlar, kaplama halıyı bile söküp götürmüşler. Olan hızımla kendimi yere atınca, başımı çarpıyorum küt diye. Çok canım yanıyor. Bu acıyla uykudan uyanıyorum. Bir bakıyorum, sıcak yatağımdayım. Ama ter içinde kalmışım.
İstemeden gördüğüm bu rüyadaki kimliğimden utanıyorum, sanki gerçekmiş gibi.
Gerçek yaşamımda oyunu satan karaktersiz bir seçmen olmadığım için Allah’a şükrediyorum.
( Bitti.)
Ayol ben boşuna bayılmışım. Arabamız çalınmamış. Amca oğlumuzun yardım sever oğlu, benzin almaya gitmiş. Şöyle okkalı bir tokat atınca eşim, ayılıyorum. Bedava eşyaları almak için Tunceli’ den ayrılıp Sivas’ a doğru çıkıyoruz yola. Şehre girmek üzereyken, büyük oğlanın cep telefonu çalıyor. Bizim amca oğlu arayan. Ne vefakâr, ne cefakâr bir akraba. Şakıyor bülbül gibi:
- Müjdemi isterim yeğenim. Devlet - ay pardon iktidar partisi- Mudurnu’ ya yardım dağıtıyor. Çabuk geri dönüüüün, yetişiiiiin.
Bizim oğlan ani bir fren yapınca, yüzümüz arabanın camına yapışıyor. Bedava eşyanın sevincinden dolayı, yüzümüzün acısını falan duymuyoruz. Hakikaten de “ Bedava sirke baldan tatlıymış.”
Ben inanamıyorum bir türlü Mudurnulular’ a bedava eşya dağıtacaklarına. Diyorum ki:
- İnanmayın, yalandır . İktidar partisinin oylarını tırtıklayacak Mudurnu doğumlu belediye başkan adayı yok ki rakip partiden. Ne diye Mudurnu’ ya yardım dağıtsınlar ? Yoksa Mudurnu’ da Karayalçın’ın akrabaları var da biz mi bilmiyoruz ?
Derken birden Kılıçdaroğlu’ nun yüzü gözümün önüne geliyor. Diyorum ki:
- Valla Kılıçdaroğlu, bizim yörenin insanına çok benziyor. Belki babası Mudurnulu, ya da annesi. Bu sebeple, Mudurnulular oylarını Kılıçdaroğlu’ nun partisine vermesinler diye yardım dağıtıyorlardır.
Bu kez de küçük oğlan salak salak fikir yürütüyor:
- Anne! Kemal Kılıçdaroğlu’ nun eşi, yoksa Ankaralı mı?
- Saçmalama salak oğlum. Yardım, Ankara’ ya değil Mudurnu’ yaymış.
Devam ediyor bizim akılsız:
- Olsun anne. Ankara, bizim sınır komşumuz. Ha Ankara, ha Mudurnu.
İşte tam bu sırada şöyle okkalı bir tokat atıyorum oğluma. Çok sinirleniyor.
- Anne, bugüne kadar bana elini gölgelendirmedin. Neden bana tokat atıyorsun ? Ben çocuk muyum?
Rüya bu ya, tam bu sırada ellerim büyüyor kürek gibi, parmak uçlarımdan dikenler çıkıyor adam boyu.
Dönüyoruz gerisin geri. İstikamet, Mudurnu. Yardımı kaçırmayalım diye süratle gelirken, başlıyor arabanın ön kaputundan duman yükselmeye. Araba su kaynatmış meğer. Uğraş bakalım, arabanın orasını burasını kurcala bakalım. Yok, çalışmıyor meret. Arabayı tamirciye götürmeye zaman yok ki, bedava eşyalar gene tükenecek biz varıncaya kadar.
Diziliyoruz yolun kenarına. Yanımızdan her araba geçişte “ Mudurnu Mudurnu !” diye bağıyoruz. Bir otobüs duruyor sonunda. Arabayı yol kenarında bırakıp, otobüse atlıyoruz. Rüya bu ya, yol sanki iplik gibi. Ve biz, her an kopabilecek kadar ince bir ipin üstünde ilerliyoruz. Yorgunluktan uyuyup kalıyoruz hepimiz otobüste. Bedava dağıtılan keklerden, meşrubatlardan haberimiz olmuyor. Bizim küçük oğlan basıyor yaygarayı:
- Ulan, ne şansızız biz ya ! Bir gün olsun, bedava bir lokma geçmeyecek mi boğazımdan ?
Ne kadar zaman geçiyor, bilmiyorum. Bir el dokunuyor omzuma:
- Teyze, uyanın. Mudanya’ ya geldik.
- Ne ? Mudanya' ya mı geldik ? Ay Mudanya’ da da yardım dağıtıyorlar ? İşte şimdi yaşadık.
Arabanın muavini :
- Ne yardımı, ne yaşaması ?
Rüyamın burasını tam seçemiyorum ama galiba muavin, bizi Mudurnu’ ya değil de Mudanya’ ya gidiyoruz sanmış. Anlatıyoruz her şeyi. Diyor ki muavin, sigaranın dumanını yüzümüze üfürerek:
- Yani bedava mezar bulsanız, gireceksiniz. Bedava eşya için Mudanya’ ya gelinir mi?
Biz bu salak muavinle anlaşamayacağız anlaşılan .Ayrılıyoruz oradan ve Bolu otobüsüne biniyoruz. Eşim yolda cep telefonundan komşumuz Asuman Hanım’ı arıyor:
- Biz eşya yardımına yetişemezsek, bizim yerimize siz alın bedava eşyaları, bizim eve taşıyın. Anahtar paspasın altında.
Uzun bir yolculuktan sonra geliyoruz Mudurnu’ ya. Vakit gece yarısı. Herkes uykuda. Yıldızlar parlıyor gökyüzünde. Sanki sevincimizi paylaşıyorlar. Heyecanla kapımızın anahtarını çeviriyoruz. Bu arada ben de, koltuklar ne renk acaba diye merak ediyorum; buzdolabı inşallah parmak izi bırakmayan cinstendir diyorum. İçeri girince bir de ne görelim ? Ev tamtakır, kuru bakır. Rüya bu ya; hırsız girmiş eve, olanı biteni alıp gitmiş. İşte tam bu sırada ben kendimi yerden yere atıyorum.
Hırsızlar, kaplama halıyı bile söküp götürmüşler. Olan hızımla kendimi yere atınca, başımı çarpıyorum küt diye. Çok canım yanıyor. Bu acıyla uykudan uyanıyorum. Bir bakıyorum, sıcak yatağımdayım. Ama ter içinde kalmışım.
İstemeden gördüğüm bu rüyadaki kimliğimden utanıyorum, sanki gerçekmiş gibi.
Gerçek yaşamımda oyunu satan karaktersiz bir seçmen olmadığım için Allah’a şükrediyorum.
( Bitti.)
Konu: Merhaba
Önceden seçim öncesi kalem anahtarlık dağıtırlardı.
Bunlar büyüttü işi.
Kendi paraları değil ya...
Millet ödeyecek nasıl olsa.
Bunları alanlara kızmak gerekir.Dağıtanlar.Hele dağıtanlar...
Aklım almıyor.
Selam ve saygılar öğretmenim.
Hoşcakalınız.
Bağlantı »
Konu: merhaba
Uzun bir aradan sonra merhaba... Ankara'ya taşındım bu arada. Çok hoş bir öykü yine, kaleminize sağlık:)) Bizler seçmen olarak yıllardır partilerimizi değiştirmiyoruz. Fakat oy verdiğimiz partileri oluşturan kişiler ha deyince parti değiştiriyorlar. Bu ne yaman bir çelişki ve aldatmacadır.
Bağlantı »
Konu: Merhaba
Vurun dedim öldürmüşsünüz :))) Sevgiler, selamlar.
Bağlantı »
Konu: MERHABA
MERHABA BEN YAZINIZI OKUYAMADAN KAÇIYORUM ŞİMDİ, BLOGUMA YAZDIĞINIZ YORUMU YANLIŞLIKLA SİLDİM, ÇOK ÖZÜR DİLİYORUM LÜTFEN KUSURA BAKMAYIN TEKRAR YAZARSANIZ ÇOK SEVİNİRİM, SEVGİLER, SELAMLAR...
Bağlantı »
Konu: merhaba...
doğalgazı olan insanların evinin önüne kömür yığdılar...
yazmıştım geçenlerde...
şimdi ekranlarda ''yok böyle birşey'' deniliyor...
gözüme inanmayı yeğlerim elbette...
''çalışmayın üretmeyin ve düşünmeyin ...biz size bakarız''
söylenen bu...
buda işine geliyor bazılarının...
rüyanın sonu bile çok şey anlatmış :)
hepimizin vergisi var o dağıtılanlarda...
ve bu bedavalar kimi düzgün insanlara yaramaz hakikatte...
herşeyi son derece net ortaya koyan bir yazıydı...
kaleminize sağlık....
sevgiyle...
Bağlantı »
Konu: ; )
;- P : ) SevimSaplar tarafından mim'lendim.
Konu şöyle:
1. Yakınınızda bulunan bir kitabı alın.
2. 161. sayfasını açın.
3. 2. paragafını bulun.
4. Blog sayfanıza yazın.
5. En güzel kitabı veya en güzel cümleyi bulup yazmayın! Sadece en yakınınızdaki kitabı!
6. 5 blog arkadaşınıza yollayın.
- Buluduğumuz an: En mutlu ve keyifli olmam gereken zaman. Rahat ve huzurlu olmalıyım.
- Geçmiş: Üzülüp hayıflanmak için değil, ders almak ve gelecekte aynı hataları yapmamak için incelemem ve değerlendirmem gereken zaman dilimi.
- Gelecek: Yaşantımı güvence altına almam, atacağım adımları hesaba katmam gereken zaman dilimi.
Mutluluğa Yolculuk (Selçuk Coşkun) 21.12.1995
ve ben sıramı diğer arkdaşlarım yansimalar, bengisuyum, beyazleke , mavidiyar, kamuranesen 'a devrediyorum. :)
http://fenomen.blogcu.com/arkadaslarimi-mim-liyorum_35975401.html
Bağlantı »
Konu: Merhaba
Hayırdır inşallah!
Ama üzülmeyin ben ve arkadaşlar sizin yürek güzelliğinizi biliyoruz.
Siz beni tanımazsınız ama ben tanıyorum sizi.
Antoloji,İzedebiyat ve blogcu'dan.
Sevgiler diliyorum ve güzellikler.
Bağlantı »