Penceremden Gördüklerim

1/11/2009

Cumhuriyet Bayramını Coşkuyla Kutlayamadım



Şu yaşa geldim, en büyük bayramımız olan Cumhuriyet Bayramını ilk kez huzurla kutlayamadım, bayram coşkusunu yaşayamadım. Neden mi ? Size onlarca sebep yazabilirim ama hem uzun hem de çok sıkıcı bir yazı olur. O nedenle, gazetelerden okuduğum ve beni hem karamsarlığa hem umutsuzluğa düşüren birkaç haber(sebep) yazayım:

PKK’lılar Kahraman Gibi Karşılandı: Askerimizi, sivil vatandaşımızı, çocuklarımızı katleden PKK terör örgütüne mensup teröristler; suçlu değil de kahramanmış gibi davul, zurna eşliğinde görkemli bir şekilde karşılandı.Yörede kurulan mahkemede 8 dakika sorgulandıktan sonra da serbest bırakıldılar.( Bu şova izin verenler, halktan tepki alınca DTP’yi suçladılar.)

Hükümete yakın görüşleriyle tanınan Zaman gazetesi yazarı Prof. Mümtazer Türköne, TSK hakkında şöyle buyurmuş (!): “ İrtica belgesi, bir işaret fişeği oldu ve karanlık köşeler aydınlandı. Kendi halkına, ülkesine ve hatta kendi mensuplarına karşı komplolar, entrikalar çeviren bir fesat ocağı ile karşı karşıyayız.” ( Atatürk ise, ordumuz için şöyle demişti: “ Ordumuz; Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.” )

Devam ediyor Türköne: “ Öcalan’ın gözlem altında tutulması, zorunlu ikamet gibi yöntemler düşünülebilir. Bu, bir isyan bastırma yöntemi eğer devlet açısından bakarsak. Devlet isyan bastırıyor. Bunun için devlet isyanın elebaşlarını affeder. Osmanlı çok isyan bastırmış bir devlettir. İsyanı bastırırken isyanı başlatanı affeder, çok uzak bir vilayete atar, sonra da maaş bağlar ona. Bir de ayrıca paşa rütbesi verir. Bunlara da ’başıbozuk paşası’ derler. Osmanlı’da 3 tür paşa vardır: Askeriye paşası, mülkiye paşası, başıbozuk paşası. Yani Apo’ya paşa rütbesi verilebilir Osmanlı mantığıyla yaklaşırsanız....”

Deniz Baykal şöyle demiş: Prof. Dr. Mehmet Haberal, gazeteci Mustafa Balbay gibi isimler neyle suçlandıklarını dahi bilmeden yargı önüne çıkmadan aylarca cezaevinde tutulurken; terör örgütü üyesi olduklarını söylemekten çekinmeyenler serbest kalmıştır.

Ermenistan, Karabağ’dan çıkmıyor: Ermenistan Türkiye'nin "Dağlık Karabağ" şartını reddetti. Azerbaycan'a Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan'a sınırları açmayacağı sözü veren Türk Hükümeti'nin ne yapacağı merak ediliyor.

Şehit ailelerine polis müdahalesi: Ankara'da Meclis'e yürümek isteyen ve Türkiye’nin farklı illerinden gelen. “Türkiye uyuma, şehidine sahip çık, Kahrolsun PKK” sloganları atan yaklaşık 600 şehit ailesi, polisin müdahalesiyle dağıldı.

Osman Öcalan dönüş yolunda: Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Öcalan'ın kardeşi dahil örgütten ayrılan 1500 PKK'lının eve dönüşü için Barzani ile görüşecek.

Gazilere sadaka gibi zam: Gaziler ve vatani hizmet tertibi ile 65 yaş aylığı alanlara yeni yılda yüzde 2.5 zam verilecek. Bu çerçevede, İstiklal Savaşı, Kore ve Kıbrıs Gazilerinin halen 327,8 lira olan aylık maaşı, 1 Ocak'ta 336 liraya çıkacak. Bunların dul eşlerine de yeni yılda 252 lira aylık ödenecek.

Ankara Kürdistan'ı tanıyor: Türkiye bugüne kadar, Kürdistan yönetimini, PKK’ya karşı mücadele etmediklerinden dolayı, görmezden gelirdi. Resmi hiçbir temas yapılmazdı. Kürt Açılımıyla birlikte, hem Kuzey Irak Kürdistanı’nın Türkiye’ye karşı tutumu, hem de Ankara’nın yaklaşımı değişti. Düne kadar görmezden gelinen Irak Kürdistanı, bugün el sıkıştığımız, sembolik dahi olsa resmen tanıdığımız bir bölge oluyor.

Adli Tıp’ta, ıslak imza için rutin dışına çıkıldı: İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı inceleyecek olan Adli Tıp uzmanları, kura ile belirlenmek yerine, direkt olarak kurum tarafından belirlendi. Bir Adli Tıp uzmanı şunları anlattı: “Normalde bu belgeyi inceleyecek heyetin kurayla belirlenmesi gerekiyordu. İlk defa kura çekilmeden önceden isimler belirlendi.”

Türkiye’nin hali bu durumda iken, Cumhuriyet Bayramını nasıl huzurla kutlayabilirdim ki ? Bana bayram coşkusu yaşatmayanları, Allah nasıl bilirse öyle etsin.

8/10/2009

YASAKLAR



Uzun zaman önce bir gazetede şöyle bir yazı okumuştum:

Balıkesir'in Bandırma İlçesi'nde, Yeşilay Cemiyeti Şube Başkanı Mehmet Zeki Karaman, sigara böreğinin isminin değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Börek isminin çocuk ve gençlere kötü örnek olduğunu öne süren Karaman, “ Evlerinde sigara içilmeyen ve hiç sigara tanımayan çocuklar, ilk olarak sigarayı bu börek ismiyle, masum olduğunu düşünerek tanımaktadır. Birçok kişi bu böreği yedikten sonra bağımlı olduğu maddeyi hatırlattığı için ardından bir sigara yakmaktadır. Hiç sigarayı tatmamış çocuklar, bu börek böyle lezzetli iken adını aldığı sigara kim bilir ne kadar lezzetlidir diye düşündürmektedir. Böreğin sadece şekli ince ve uzun diye sigara böreği isminin verilebileceğine inanmıyoruz. İnce ve uzun birçok nesne bulunmaktadır. Bu ismin takılmasında bir kasıt dahi aramaktayız ” dedi.


Kih kih kih ! Gel de gülme bu sözlere.

Adı geçen şahsın sözlerini okuyunca, yasaklanacak daha bir sürü şey geldi aklıma

Örneğin:

Beyaz’ın adı değişmeli, beyaz demek yasaklanmalı.Çünkü beyaz deyince insanın aklına uyuşturucu gelebilir.

Un’un da rengi değiştirilmeli.Yeşil olabilir örneğin. Bilinen haliyle ve rengiyle eroini hatırlatmaktadır.

Dilber dudağı tatlısının adı da çok erotik. Çocukların ahlâkını bozabilir.

Hanım göbeği de öyle. Çok ayıp bir isim.

Hele “ vezir parmağı tatlısı” demek, hiç zaman geçirilmeden yasaklanmalı. Gençlerin ve çocukların bu tatlıyı söylerken ve yerken, ahlâka aykırı şeyler düşünmeleri böylece önlenmeli.

Seksen sayısı da seks’i çağrıştırıyor. Bu sayının da adı değiştirilmeli.

Kısaca sarma dediğimiz yaprak sarmasının adı hemen değiştirilmeli. Sarma yiyen veya bu sözcüğü ağzına alan bir delikanlı, o anda yanında bulunan bayana sarılmak ihtiyacı duyabilir. Ne kadar ahlâk bozucu.

Bu yasaklar daha çoğaltılabilir. Günden güne çoğalacağından eminim.

Zaten, AKP demek yasak.

Deniz Feneri’nin adını ağzına alanı duyuyor musunuz hiç? Millet korkuyor.

Köşe yazarları, işinden- aşından olmamak için iktidar partisini aleyhinde iki çift lâf edemiyor.

Filmlerde ve dizilerde uygunsuz görüntü vermemek için, senaryo yazarları ve görüntü yönetmenleri, ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.

Sevgililer Günü’nün ya adı değiştirilmeli, ya da bu günü kutlamak yasaklanmalı.

Zaten, “Ne mutlu Türk’üm diyene.” diyenlerin ırkçılık yapmakla suçlandığı bir devirde, sevgililer gününü kutlamak çok saçma olur.

Üzüm yetiştirmek da yasaklanmalı. Çünkü, üzümden şarap yapılıyor.En azından, bir ailenin haftalık üzüm tüketimi gözlenmeli.Evlerde kaçak şarap yapma olasılığına karşı bu tedbir alınmalı.

Anne- babalar eğitimden geçirilmeli. Çocukların yanında eşlerden biri diğerine “ sevgilim, hayatım, canım, karıcı’ m, kocacı’m” falan dememeli. Hatta, çocuklar uyumadan, karı- koca birlikte yatak odasına gitmemeli. Bu konuda, ailelere ciddi cezalar getirilmeli.

Ata sporu boks’un adı yasaklanmalı, yeni bir isim verilmeli. Bu sporun adını telâffuz eden çocukların, küfürbaz olma yolunda ilk adımı atmaları böylece önlenmeli.

Sevgili okurlar, ilk bakışta saçmaladığımı zannedebilirsiniz. Bu kadar da olmaz diyebilirsiniz.….Siz öyle sanın.Yasaklar, günden güne artarak devam edecek.Birileri yasaklamasa bile; halkın üzerine çöreklenen korku duygusu sebebiyle, başka birileri bu yasakları kendiliğinden uygulamaya sokacak. Aha da buraya yazıyorum. Birkaç yıl sonra görüşürüz. O zaman , “ ben size demiştim ” derim.

6/9/2009

2-ENFLASYONUN NASIL OLUP DA DÜŞTÜĞÜNÜ ANLAMA ve HİSSETME KURSU


Hoca, kursun ikinci gün taktı bizi peşine ; köhne, hırdavatçı görünümünde bir bakkala götürdü. Giderken de; " Az kaldı, az sonra inanacaksınız enflasyonun düştüğüne.” dedi... ” Ama, benim listedeki ürünleri alacağız, o listenin dışına çıkmak yok ha, ona göre ! ” diye tembih etmeyi ihmal etmedi. Ordu gibi girdik dükkâna, hatta çoğumuz sokakta kaldık, içeriye sığamadık.

Hoca aldı listeyi eline, bakkala sordu:
- Çıtçıt var mı ?
- Ne çıtı Hocam ?
- Ne çıtı olacak, bildiğin çıtçıt. Düğme yerine yani.
- Dikiş diken var mı ki, çıtçıt satılsın . Depoya inip bakayım kalmış mı eski yıllardan.
Az sonra:
- Alın çıtçıt.
- Kaç Lira ?
- Para istemez Hocam. Kaç senedir duruyormuş meğer depoda. Bakın, tozdan görünmüyor.
Hoca sırıtarak bize döndü:
-Gördünüz mü ? Bir de inanmıyorsunuz enflasyonun düştüğüne. Bırakın pahalı ürün almayı, bedava ürün bile alabiliyorsunuz bu hükümet sayesinde.

Bir kursiyer korka korka:
- Deterjan alsak.
- Bırak hamfendi deterjanı . Reklamlarda “ Kirlenmek güzeldir.” demiyor muydu ? Cık cık cık!

Listeye yeniden baktı Hoca:
- Sıra geldi zımpara kâğıdına.
- Ne yapacağız Hocam zımpara kâğıdını? Tuvalet kâğıdı yerine mi?
Hoca kızdı:
- Tahriş eder oğlum. Olur mu hiç ?
Hoca biz kursiyerlere şöyle bir göz gezdirdi:
- Recep nerde ? Çabuk telefon edin, hemen gelsin.Yoksa sertifika alamaz kurstan.
Birkaç kişi koro yaptı:
- Telefon edemeyiz Hocam ! Telefonumuz aramaya kapalı. Faturayı ödeyemedik de.
Hoca, duymazdan geldi.
Genç bir bayan atıldı:
- Hocam ! Ponza taşı alacaktık ?
- Evet evet, alacağız...Bi ponza taşı verin bak’im...Hıh ! Güzel ! Kaç lira bu ?
- 50 Kuruş yeter Hocam.
Demin atılan bayan yine atıldı:
- Ya Hocam, ne işe yarar bu ? Çok da ucuzmuş. Ponza taşı ucuz diye mi enflasyon düştü diyorsunuz ?
- Ponza taşı nasırlar, kıl dönmeleri için birebirdir. İlâç almak yerine, ameliyat olmak yerine ponza taşı. Bu kadar ekonomik. Zaten, bu ponza taşının ucuzluğu sayesinde enflasyon düşüyor. Siz ponza taşı almayın, çıtçıt almayın, gaz lâmbası fitili almayın, çalı süpürgesini küçümseyip almayın; sonra da enflasyon nasıl olur da düşermiş diye ukalâlık edin.
Hiç ses etmedik. Cesur biri:
- Zam şampiyonu salatalık alalım Hocam ?
Hoca:
- Salatalık yiyeceğinize su için. Zaten, salatalığın % 80’ i su.
- Fernus var mı ?
Ben sordum:
- O ne hocam ?
- Gaz lâmbası camı yani ?
Bakkal aldı sırayı:
- Ne o, elektrikler mi kesik ? Gaz lâmbasıyla ne işiniz var ?
- Nenize gerek ne yapacağımız. Verin bir fernus. Ampül yerine fernus kullanacağız.
- Kaç para ?
- Elimde kalan son fernus. Soran yok, alan yok. Verin işte üç – beş kuruş.
Hoca göbeğini kaşıyarak konuştu:
- Allahım ! Sana hamdolsun. Bu günleri de gösterdin ya !
Kızılcık dalı gibi ince bir gencin cılız sesi duyuldu:
- Benzin alalım bir de Hocam !
- Ne o ? Yolculuk mu var ? On beş günlük kurs bitmeden bir yere gidemezsiniz...Aaa ! Fitil unuttuk.
Bakkal:
- Fitil için eczaneye gidin bir zahmet.
Hoca kıkırdadı:
- Lâmba fitili yeğenim, gaz lâmbası fitili.
- Hım !....Alın size otuz beş cm fitil. 25 kuruş verin, yeter.
Hoca, göbeğini kaşıyarak:
- Gördünüz mü arkadaşlar ? Enflasyon nasıl da düşmüş...( Enflâsyonun düştüğü, gerçekten bir düşmüş dedim içimden. Her gün aldığımız ürünlerde enflasyon tavan yapmış; birkaç yılda bir satın aldığımız ürünlerde enflâsyon düşmüş, öyle düşmüş ki yerlerde sürünüyor.)
Cesur biri daha konuştu:
- Et almayacak mıyız ?
- Bu yaşta ne eti ? Kolesterolünüz yükselir. Hem listemde et yok...( Benim listemde var diyemedim ben salak.)

Alışverişin sonunda Hoca gürledi:
- İşte gördünüz arkadaşlar, her şey sudan ucuz. Lira’ nın lâfını bile eden yok. Her şey kuruşla satılıyor.Üstelik, , çıtçıta para bile vermedik. Lâmba fitili derseniz 25 kuruş. Hadi, çalın bakalım kolbastıyı da havamızı bulalım.

Eve geldim. Türk filmlerdeki gibi yatağıma yüz üstü kapanıp, sinirden başladım ağlamaya: Et, süt, yağ, deterjan, benzin, ekmek almazsak; enflasyon düşük. Zorunlu ihtiyaç malzemesi alırsak, enflâsyon yüksek. Haksızlık bu, kandırmaca bu !

Bağırma sesime bir uyandım, yatağımdayım. Sevgili okurlar, size anlattıklarımın hepsi rüyaymış meğer . Ama bu rüya, diğer saçma rüyalarımdan farklı. Gerçeklerle birebir örtüşüyor.

6/9/2009

1-ENFLASYONUN NASIL OLUP DA DÜŞTÜĞÜNÜ ANLAMA ve HİSSETME KURSU


" Enflasyonda sürpriz düşüş......Türkiye İstatistik Kurumu, Ağustos ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre tüketici enflasyonu (TÜFE) yüzde 0.30 gerilerken, üretici fiyatlarında yüzde 0.42`lik artış görüldü. "....Gazeteler

Bu haberi okuyunca kafam karıştı . Beynimde sorular birbiriyle çarpışıyor. Enflasyon düştü mü ? Madem düştü, ben neden hissetmiyorum ? Yoksa, enflasyonun düştüğü, bir düş müydü ? İkide bir benzine , elektriğe zam gelirken nasıl olur da enflasyon düşer ?

Soruyorum birilerine; anlatıyorlar anlatıyorlar, anlamıyorum. Enflasyon açılımı yapsınlar diyorum, kimsenin umurunda değil. Enflasyon nasıl düşer arkadaşlar ! Niye benim haberim yok ?...Herkes hissediyor da neden ben hissedemiyorum enflasyonun düştüğünü, yerlerde süründüğünü ?

Bunu anlamak ve hissedebilmek için bir şeyler yapmalıyım, ama ne ?

Neyse ki, birkaç gün önce belediyeden yapılan anonsun sesiyle uyandım:

" Enflasyonun nasıl olup da düştüğünü anlayamayanlar, enflasyonun düştüğünü hissedemeyenler için, ENFLASYONUN NASIL OLUP DA DÜŞÜK ÇIKTIĞINI ANLAMA ve DÜŞÜK ENFLASYONU HİSSETME KURSU açılacaktır. Halkımıza duyrulur."

Çocuklar gibi sevindim. Oh çok şükür ! Nihayet ben de zil takıp oynayabileceğim enflasyon düştü diye. Hemen kursa kaydoldum.

Kursun ilk günü geldi çattı. Kurs salonuna girince şaşırdım kaldım.Yüzlerce kişi var. Demek ki sadece ben değilmişim enflasyonun nasıl olup da düştüğünü anlayamayan geri zekâlı. Küçücük kasabadan yüzlerce kursiyer toplanmış.

Kurs hocası geçti tahta başına. Hoca asık suratlı, her an birini dövecekmiş gibi sinirli bir yüz ifadesi takınmış bir adam. Çantasından bir sürü kâğıt, renkli resimler falan çıkardı. Tahtaya astı. Göbeğini sallandıra sallandıra başladı konuşmaya:

"Arkadaşlar ! Hoşgeldiniz. Düşen enflasyonun mutluluğunu yaşamak, daha doğrusu düşen enflasyonu hissetmek için açtığımız kursa hoşgeldiniz."
Bizde tık yok. Hoca, alkış alamadığına bozuldu. Ve sordu:
"Enflasyonun düştüğüne inanmıyor musunuz?"
Bir ağızdan yanıtladık:
" Hayıııııııır ! "

Yine sordu:
"Enflasyonun düştüğünü hissetmiyor musunuz ?
Yanıt aynı bizde.
"Hayıııır ! "

Karga gibi bir ses tonuyla:
" Pekiiiiiii; alüminyum, kuş yemi, raptiye, zımpara kâğıdı aldınız mı yakında ?"

Hep birlikte yanıtladık:
"Hayııııııııııır ! "

Birden sinirlendi.
" Hıh ! Düşük enflasyonu hissetmeme nedeniniz anlaşıldı. Evinizde kuş besleyin de görün, kuş yeminin fiyatının aylardır yerinde nasıl çakılı kaldığını."

Sinirlenme sırası bana geldi.
" Kendimi besleyemiyorum ki, kuş besleyeyim." diyecek oldum ama, adamdan korktuğum için sesimi çıkaramadım.

Devam etti hoca:
" Son zamanlarda hiç çalı süpürgesi aldınız mı ? Don lâstiği aldınız mı ? Ponza taşı aldınız mı?

Sodyum sülfat , raptiye, şemsiye teli, diamonyum hidrojenortofosfat , cüruf aldınız mı; dantel tığı, diamonyum hidrojenortofosfat aldınız mı ? "

Başlarımız önde, suçlu suçlu usulca yanıtladık:
"Hayır!"

Hoca başladı sırıtmaya. Yumruğunu masaya vurarak devam etti:
" İşte bütün mesele bu arkadaşlar. Alış veriş yapmazsanız, enflasyonun düştüğünü anlayamazsınız. Yarın uygulama yapacağız. Çarşıya çıkıp çalı süpürgesi, raptiye, şemsiye teli, alüminyum tel, tığ, pinpon topu, azot, diamonyum hidrojenortofosfat vs alacağız. İşte o zaman enflasyonun düştüğünü anlayacak, hissedecek, sevinçten şakıdık şukuduk oynayacaksınız."

Cesaretli biri bağırdı arkadan:
" Kolbastı alalım mı yanımıza hocam ? "

Kızdı hoca:
" Kursta kolbastı böreği yemek yasak. Hem, dışarısı Ramazan oğlum !”
Aynı arkadaş açıklık getirdi konuya:
" Börek değil hocam, kolbastı oyun havası."
Hoca , pantolon kemerini çekiştirdi:
"Getirmezseniz hatırım kalır ulan ! Ben de çiftetelli kaseti getireceğim anasını sat’im. "

Kurs bugünlük bitti ve biz evlerimize dağıldık.

( sürecek)

23/8/2009

DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM - 13



Dün gece bir rüya gördüm sevgili okurlar. Bir saçmalık, bir acayiplik sormayın gitsin. Rüyamda ben, komaya girmişim. Birkaç sene komada kalmışım. Rüya bu ya; bir gün kulağımın dibinde  “ Emekli maaşlarına yüzde yirmi zam vaaaaaaaaar ! ”  diye bir şarkı söylemişler ve ben uyanmışım. Şu saçmalığa bir bakın hele.

 

Uyanmasına uyanmışım da, birkaç yıl komada kaldığımı bilmiyormuşum. Yakınlarım, ben üzülmeyeyim diye söylememişler bana. Ben, komada sadece bir gün kaldığımı sanıyormuşum. Deli saçması bir rüya işte. Komadan çıkınca, hemen  dönüyorum günlük yaşama. O kadar iyiyim ki, evime bile yalnız gidiyorum hastaneden. Atlıyorum bir taksiye. Yaşamak ne güzel bir şey diyorum içimden. Başıma geleceklerden habersizim henüz. Şoföre, “ Çek Kardeşim Seyrancık Mahallesi’ne “  diyorum.

Hamfendi , öyle bir mahalle yok.

- Neden?

- Kürt açılımı sebebiyle. Mahallenin adı değişti.

- Ne oldu yeni adı ?

“ Demokratik Açılım Mahallesi.”.....İlerliyoruz.

 

-  Bu , her evin tepesindeki  Türk bayrakları da ne demek oluyor ? 
 Yanıtlıyor şoför: “ Gemi açılımı, gemi…Türk bayraklı gemilerin, yatların  ÖTV’ si sıfırlandı. Yüzde 18 olan KDV ise yüzde 1’e indirildi. Şimdi millet, bayrak asarsak biz de konut vergisinden kurtuluruz  belki diye böyle bir yola başvurdu. Ama, gariban vatandaşı gören yok. ”….Tabi canım diyorum. Yatı olanla, mütevazı bir evi olan vatandaş bir tutulur mu hiç ? Demek bu, yat açılımı. Hay sizin açılımınızı seveyim. Evime giderken bakıyorum etrafıma, her yerin adı değişmiş . Marketlerin, kasapların, bakkalların adları hep başka. Nedir bu rezillik  diyorum, sırıtıyor şoför. ” İsim açılımı teyzecim.  Demokratikleşiyoruz teyzecim.” diyor… “ Açılım açılım ! Açılım yapıyoruz. Açılım olmadan saçılım olmaz. Açılalım ki, saçılalım di’ mi teyzeciğim? ”

 

Hep bunlar, benim bir günlük koma halim sırasında oldu sanıyorum.
- “ 12 Eylül sonrası sağdan ve soldan binlerce gencimiz Mamak'ta işkenceye, kötü muameleye maruz kalmıştı. Bugüne kadar Mamak'la ilgili hiçbir şey yapılmadı. Bu  konuda da bir  açılım yapıldı mı ? ”

-  Hükümet   hafıza açılımı yaptı ya, vatandaşın otuz yıllık hafızası silindi ya….Hiçbir şey anımsamıyorum teyzeciğim. Mamak  Mamak…İlk kez duyuyorum.

- Peki, Deniz Feneri davası ne oldu? Deniz Feneri Açılımı yok mu?

- O ne demek?

- Allah Allah ! Hani şu bildiğimiz Deniz Feneri ?

- Öyle bir tabir yok artık. Türk Dil Kurumu, Deniz Feneri’ni yeniden adlandırdı.

- Ne gibi?

- Denizdeki Işıklı Göstergeç.

 

- Peki Ergenekon ?

- İşte bunu sormayacaktın teyzecim. Daha yeni çıktım kodesten. Ergenekon’u ağzıma bile almak istemiyorum. Velhasıl, çok ağzım yandı  o dediğin E….’den

- Siz de mi ?

- Evet ya….Taksime  aldığım bir adamın asker arkadaşının torunu, Ergenekon davasından tutuklu olan biriyle halay çekmiş bir düğünde. Bu adam senin taksine binmiş diye, sorguya çektiler günlerce. Başımı kurtarıncaya kadar göbeğim çatladı.

 

-  PKK’ya  af düşünülüyormuş. Ben komadayken, Ergenekoncuları da  affetme kararı aldılar mı yoksa ?

Zınk diye duruyor taksi. Şoför bas bas bağırıyor. ” Ne çenesi düşük karıymışsın be ! İn arabadan . ( Az önce teyzeydik, şimdi karı olduk.) Gir evine, otur örgü ör, dizi seyret. Hatta bi de koca bul  “ evlendiriyoruz ”  programından. Sen benim başımı belâya sokacaksın. Taksimi dinliyorlar be kadın. Anladın mı şimdi ?

 

İniyorum  taksiden, elimde koca valiz. Bir günde bu memleket nasıl bu hale geldi diye kafamı yi’ce’m. Meğer birkaç yıl geçmiş. O arada aynaya bakmamışım hiç. Buruşan yüzümü görseydim, birkaç yıl komada kaldığımı anlardım. Ama, rüya işte; saçmalık diz boyu. Derken bir  delikanlıya sesleniyorum:
- Oğlum! Rica etsem, şu valizimi taşımama yardım eder misin ?

 - Hbecıklo hesmbo  koodeipyır  nhkiısuen nohüsurg ?

 

Ay bu turistmiş diyorum. Nasıl da bize benziyor. Yüzü  hiç yabancı gelmiyor aslında. Yaşlı bir bey geliyor yanıma.
-   Dil açılımı yapıldı ya, o delikanlı da göçmen ya. Geldiği ülkenin dilini konuşuyor.

 

İşte tam o sırada ağlama nöbetine giriyorum. Bağıra bağıra  ağlamaya başlıyorum. Sesimden uyanıyorum. Bir bakıyorum ki, sıcak yatağımdayım. Bu açılım yüzünden gecelerimi kâbusa çevirenlere  açıyorum ağzımı, yumuyorum gözümü.Eeeee! Bu da benim açılımım.

 

 

 

 

 

 

16/8/2009

DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM - 12



Hani, T.B.M.M Başkanı M. Ali Şahin meclis başkanlığına gelir gelmez “ Milletvekileri zor durumda  demişti ve kendilerinin uygun fiyatlarla ev sahibi olabilmeleri için TOKİ’ yle işbirliği olanaklarının araştırılması talimatını vermişti ya. Anımsadınız mı? İşte dün geceki rüyam, bu konuyla ilgili. Yani, uykuda bile rahat yok bu siyasiler yüzünden.
 

Kendi derdime yanarken, bir de  milletvekillerimizin zor durumunu düşünecek, bu konuya kafa yoracak değilim elbette. Ama yine de kafamı meşgul etmiş olmalı ki, rüyama girdi. 

Rüyamda, Mudurnu’daki bayanlar, vekillerimizin bu zor durumunu konuşmak ve görüş alışverişinde bulunmak, “ Kendilerine nasıl yardımcı olabiliriz ?”  sorusunun yanıtını bulmak için bir toplantı düzenlemişiz. Şu saçmalığa bir bakın hele. “ Kelin ilâcı olsa, önce kendi başına çalar.” deme de dur şimdi. 

Salon bir kalabalık bir kalabalık, anlatılır gibi değil. Mudurnu’da yapılan etkinliklere katılmayan memurlar,  daire amirleri bile gelmişler. ” Bizim de yapacağımız bir şey olmalı.” diye can atıyorlar. Vatandaş;  maddi sıkıntının ne demek olduğunu çok iyi bildiği ve damdan düşenin halinden yine damdan düşen biri anladığı için sanırım bu kadar kalabalıktı. Millet yırtınıyordu adeta vekillere yardımcı olmak için. Ödenecek dağ gibi faturalarımı, taksitlerimi düşündüm. Kimsenin umurunda bile değil. Milletvekili olmak varken, niye öğretmen oldum diye saçımı başımı yolasım geldi rüyamda. 

Önce bir ev hanımı, titreyen bir sesle konuştu usul usul: “Ağlayacağım şimdi, bir evleri bile yokmuş. Bir biz değilmişiz ölünceye kadar kirada oturacak olan.”

Sonra başka birinin sesi duyuldu: “ Vekiller için hemen kampanya başlatalım. Zavallılar zor durumda kalmışlar. Bankada  hesap açalım.”

Başka biri iyice ileri gitti: ” Birer aylığımızı vekillere gönderelim.”(  İyi, gönderelim de; biz bir ay gazete kâğıdı mı yiyeceğiz  diyorum içimden.)

Başka biri: “Ben, ramazanda eşin dostun bana vereceği  fitreleri göndereceğim. Ne de olsa din kardeşiyiz.

Bir başkası başladı ağlamaya:   Kendimden utandım, 650 lira emekli maaşı alıp kirada oturan babamdan utandım. Meğer milletvekilleri bizlerden de zor durumdaymış !”…Rüya bu ya, toplantı salonunda kâğıt mendil, dua kitabı, çiklet  satanlar var. Kadına hemen bir paket mendil satın alıyoruz gözyaşlarını silmesi için. Mendiller, sıcak simit gibi alıcı buldu.

Yalnız, bir bayan şöyle azıcık diklenir gibi konuştu:    Ayol bize ne ! Melih Gökçek onlara yardım paketi gönderir.”……Salonu dolduranlar başladılar kadına bağırmaya. “ Sen, 3 çocuk okutuyorsun dul halinle. Üstelik rahmetli kocandan kalan 500 T.L ile. En iyi senin anlaman lâzım zavallı vekillerin içler acısı durumunu.”

Yaşlı bir kadın göz yaşlarını silerek konuştu: “Taşıma suyla değirmen dönmez. Yasa çıkarsınlar. Çalışanların maaşlarından keserek vekillere ev alınsın.Vatandaşın tabanı toprak, tavanı gökyüzü;  yeter de artar bile. Her şey milletvekilleri için.”…..Tam bu sırada salonda bir alkış koptu, kesin meclisten duyulmuştur. 

Genç bir bayan ayağa kalktı, salonu terk etmeye hazırlanırken kükredi aslan gibi: “ Ahhhhhhhhh! Çok yazık ya,  içime  oturdu, ben yardım toplamaya gidiyorum. Arkadaşlar haydi el ele verelim.”…Ve kadın savaşa gider gibi çıktı salondan  Allah Allah  Allah Allah ! “ diyerek. 

Sonra, salonu dolduranlar   Ey halkım uyuma. Yardım edelim. Zavallı vekillerimizi evlendirelim.”  sesleriyle çınlattılar ortalığı. Şaşırdım kaldım. Yaralı parmağa  işemeyenler bile, bugün nasıl da yardımsever kesilmişler. Hayret ! 

Derken çatlak ve kinayeli bir ses duyuldu arkadan: “ Üzülürüz, çok üzülürüz. Emeklimiz 630 TL. ile lüks içinde yaşarken vekillerimizin zorda olduğunun söylenmesi çok ayıp.”….Kadının sözü bitince,önce bir sessizlik oldu salonda . Daha sonra,  ben yapmayın – etmeyin demeye fırsat bulamadan kadını attılar salondan. Kadın salondan çıkarken başlamaz mı bağırmaya :  R.Tayyip Erdoğan mecliste acıklı bir konuşma yapsın zavallı vekillerimizin durumuyla ilgili . Arkasındaki ağlak vekiller de başlasınlar ağlamaya. İşte o zaman bütün milletin yelkenleri suya iner, kesin bir çare bulunur.”

Derken  yaşlı bir teyzenin sesi duyuldu: “ Diyanete talimat versinler, Cuma namazından önce  milletvekili evleri için yardım toplasınlar, iki cumada biter.” 

Şaşırıyorum bu sözlere. Bu insanlar nasıl bu kadar yardımsever ve saf  olabiliyorlar? Salondakileri bıraksanız, sanki her vekil için bir ev yapmaya  başlayacaklar. İnşaatta çalışmak için kazma küreklerini bekliyor gibiler.

Derken, geç kalan biri girdi içeriye. “ Ne yapıyorsunuz burada ?” diye sordu şaşkın şaşkın. Arkasından, bütün salon inledi ağız birliği etmişçesine: ” Milletvekillerimiz zor durumdaymış. Kendilerine nasıl yardımcı olacağımızı düşünüyoruz.”….Bu sözleri duyunca, kadın başladı ağlamaya: “O halde hemen yardım edelim.Olur mu gurbet ellerde evsiz barksız.” 

Ben derseniz sinirden dudaklarımı yiyorum. Ay sonunu getiremeyen bu insanların nasıl bu kadar yardımsever olabildiklerine şaşırıyorum. Kalkıyorum ayağa, var gücümle bağırıyorum:

Uyanın ey ahali, uyanın ! Vekillerin aldığı maaş, bir emeklinin aldığının  10-12 katı. Siz, kendinize yardım edin, kendinize.”   

Salondakiler saldırıyorlar bana. Adeta linç edecekler. Beni yaka paça salondan atarlarken ” İmdaaaaaaat ! ” diye bağırma sesimle bir uyanıyorum, sıcak yatağımdayım. Bu yazıyı yazarken, benim vatandaşım bu kadar saf değildir diye teselli bulmaya çalışıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

31/7/2009

DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM – 10

 

Dün gece bir rüya gördüm sevgili okurlar. Sanki rüya değil, ballı börek ya da kaymaklı baklava. Her yer, her şey güllük gülistanlık. Amerika bile bize imreniyor. Biz de acıyoruz onlara, kredi veriyoruz karşılıksız. Hepimizin bir eli yağda, bir eli balda. Şu yaşıma geldim, bu kadar güzel rüya görmedim.  Her zaman kâbus görecek değilim ya. Ayyy ! Keşke hiç uyanmasaydım, keşke rüyam hiç bitmeseydi.

 

* Rüyamda, benzin ucuzlamış. Bundan sonra her ay’ın ilk cuması, benzin 10 kuruş ucuzlayacakmış. Bu durum, benzinin litresi on kuruşa ininceye kadar devam edecekmiş.

 

* Maaşlara yüzde 12 zam gelmiş. Bu zam her ay yapılacakmış. Başbakan ve maliye bakanı; “ Daha fazlasını veremediğimiz için üzgünüz.”  diyerek ve ağlayarak basın toplantısı düzenliyorlar. Ben de üzülüyorum tabi hallerine;   “ Ben zam falan istemiyorum, yeter ki siz sağ olun! Yeter ki arabalarda kilitli kalmayın. ” diye bağırıyorum.

 

* Tayyip Erdoğan’la Deniz Baykal, kanka olmuşlar. Bunu kutlamak için millete etli pilav ikram ediyorlar. Biz de etlerin arasından pirinç tanelerini bulmaya çalışıyoruz. Çünkü zaten etten bıkmışız. Sebzeler pahalıymış, et de sudan ucuzmuş. Protein fazlasından, her birimiz – ne desem bilmem ki- insan azmanı gibi yaratıklar haline gelecekmişiz yakında. Zaten başbakan, ikide bir uyarıyormuş bizi “ Ulusa Sesleniş “ programında…” Sevgili yurttaşlarım, biraz da pırasa yiyin.” diyormuş.

 

* Melih Gökçek, belediye başkanlığından istifa etmiş. Ankaralılar, Melih Gökçek’in istifa ettiği günü bayram ilân etmişler, köçek oynatmışlar üç gün.

 

* Milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmış. Meclisin üçte biri, ifade vermeye  çağrılmış. Ama kuyruk çooook uzunmuş. Arka sıralarda kalan milletvekilleri  “ Bizi de alın bizi de alın,” diye kuyrukta bağrışıyorlarmış….”Aklanalım ağabeycim, parlayalım ağabeycim!” diye, can atıyorlarmış  bir an önce ifade vermek için.

 

* Deniz Feneri ile ilgili haber yapan gazetecilere ödül veriliyormuş. Ben de ödül alacağım diye,  tatil yaptığım yerdeki deniz fenerini haber yapmayayım mı ! Meğer, hani bize unutturulmaya çalışılan Deniz Feneri var ya, meğer oymuş  sözü edilen deniz feneri. Ben o feneri çoktan unutmuşum. Bana az daha “ salaklık” ödülü verilecekmiş ama, başbakanımız engel olmuş.” Siz alın salaklık ödülünü de gidin, benim sevgili vatandaşımı incitmeyin.” demiş. Ben de bir mutlu oluyorum bir mutlu oluyorum, şimdiye kadar yazdığım köşe yazılarımda başbakana haksızlık etmişim” diye utanıyorum. Meğer, başbakanın başına saksı düşmüş de onun için  bana sahip çıkıyormuş. İşte o zaman  sevinçten hüngür hüngür ağlamaya başlıyorum. Tam o sırada Bülent Arınç geliyor yanıma  ” Temiz duygulara sahip bu hanımefendiyi kutluyorum.” diyor. Meğer, başbakanın kafasına pencereden saksı atan kendisiymiş.

 

* Ergenekon diye bir yapılanma yokmuş. Bugüne kadar bu konuda yazılanlar, çizilenler hep rüyaymış.

 

* Telefonlarımız artık dinlenmeyecekmiş. Biz de telefonda şifreli konuşma eziyetinden kurtulmuşuz.

 

* ANAP, DP, MHP bir yanda birleşmişler. Öte yanda da CHP, DSP ve diğer sol partiler birleşmiş. Bu sebeple,  yapılacak ilk seçimlerde AKP gününü görecekmiş.

 

* AKP demek serbest bırakılmış. Hatta, rüya bu ya, AK Parti diyenler fişleneceklermiş.

 

 

 *  Memur maaşları o kadar yüksekmiş ki, her ay maaş almaya gerek bile duymuyormuşuz. Bir aylık maaşımız, bize 4 ay yetiyormuş. Her birimizin üçer beşer arabamız varmış. Öyle ki, sokaklarda arabamızı park edecek yer bulamıyormuşuz. Yakında, katlanıp rafa kaldırılan arabalar yapılacakmış, böylece park sorunu hallolacakmış.

 

İnsan böyle rüya görür de, çığlık atmaz mı ? Sevinçten, mutluluktan “ Yaşasıııııın ! ” diye bağırmamla  bir uyandım, buz gibi yatağımdayım.Yorganım düşmüş üzerimden. Ellerim, ayaklarım buz gibi olmuş.Yaşadıklarımın rüya olduğunu o zaman anladım.

 

Benim  böyle rüya görmem neye benziyor biliyor musunuz ? Bir atasözü ; “ Hem samanlıkta yatar, hem vezir rüyası görür.” der ... Benimki de o hesap…“ Rüya ile hülya olmasa, züğürtlerin canı çıkarmış.”  Ben de bu güzel rüyanın etkisiyle, en az on beş gün idare ederim. Sonrası Allah kerim. Ocak’ta da maaşıma yüzde 2’ lik zam geldi mi, değmeyin keyfime. Kimse keyfimi bozamaz, anam anneannem olsun.

29/7/2009

Dün Gece Bir Rüya Gördüm - 9




Dün gece bir rüya gördüm. Her zamanki gibi yine bir saçmalık, bir sıkıntı; yani anlatılır gibi değil. Ama ne yapayım ? Kim ister böyle sıkıntılı, saçma rüya görmeyi?

   Rüyamda, ikindi çayına misafirim gelecekmiş üç beş kişi. Onlara elmalı pasta yapmaya karar veriyorum. Ama elmalı pastanın tarifini unutmuşum. Pasta defterim var, nerde olduğunu bilmiyorum. Evi çift sürer gibi harmanlıyorum, defter yok !

   Bütün dolapları, çekmeceleri altüst getirdim, yok. Kirli çamaşır sepetine baktım, yok. Buzdolabına bile baktım, yok. Rüya işte, saçmalık diz boyu. Gir internete, al tarifi diyeceksiniz. Rüyalara müdahale edilmiyor, biliyorsunuz.

   Derken birden aklıma geliyor arkadaşım Nebahet’e telefon edip tarifi almak. Hemen geçiyorum telefonun başına. Eşi açıyor telefonu. Çabuk Nebahat’i verin diyorum. Ağlamaklı bir sesle; Nebahat yok, karakola götürdüler diyor. Bahçesinde, domateslerin arasında lav silahı bulmuşlar meğer. Ay diyorum, daha dün bahçenizden domates topladık, silâh milâh yoktu diyorum. Herhalde yoldan geçen biri attı diyor.Yol kenarına ev yaparsanız işte böyle olur diyorum.Ben şimdi kimden alacağım pasta tarifini?(Şu saçmalığa bir bakın hele.)

   Sonra ablamı aramak aklıma geliyor.Yeğenim açıyor telefonu. Daha ben “ elmalı pas…” demeden; “ Teyzecim, annemi ifadeye götürdüler ” diye başlıyor zırlamaya. Bilgisayarına el koymuşlar. Mitinge davet eden onlarca e- mail bulmuşlar posta kutusunda. Rüya bu ya, ablamın karakola gitmesine üzüleceğim yerde, peki sen biliyor musun pastanın tarifini diyorum. Yeğenim de çat diye kapatıyor telefonu suratıma.

   Sonra öğretmen arkadaşım Nejlâ’yı arıyorum. Kimi arasam evde yok bugün. Kayınpederi çıkıyor telefona . Nejlâ’nın tayini çıktı, çoktan Hakkari’ye gitti, duymadınız mı diyor. Güya derste, hükümetin eğitim politikasını eleştirmişmiş…..Çenesini tutmazsa böyle olur işte diyorum. Pasta defterini bulun da tarifin okuyun diyorum. O da bana “ Kızım sen manyak mısın? ” diyor.

   Misafirlerin gelmesi yaklaştı, daha ben pastanın tarifini bulacağım. Sıkıntıdan ter basıyor, karnıma ağrılar giriyor. Derken, Nevin’i aramak aklıma geliyor. Hemen arıyorum Nevin’i. Onun da oğlu açıyor telefonu. Nevin de evde yok. Nerde olduğunu sorduğumda, oğlu sinirli sinirli başlıyor anlatmaya: “Başbakanın konvoyuna zafer işareti yaptığı için on iki saattir ifadesi alınıyor. Oysa annem zafer işareti falan yapmamış. Çay bahçesinde arkadaşıyla otururken, garsondan iki çay istemiş iki parmağını göstererek .O sırada da başbakanın konvoyu oradan geçiyormuş. Başbakana el hareketi yapıyor diye götürmüşler annemi.”… Rüya bu ya, ben pasta derdindeyim. Ne var sanki elini, parmağını oynatacak ? Salak, diyorum. İki çay demek, bu kadar mı zor ? Dilini mi yuttun be kadın ? Dilini mi yuttun da, elinle - parmağınla işaret ediyorsun. Teneşirlere gelsin parmakların. Ben şimdi elmalı pastanın tarifi kimden alacağım diye söyleniyorum . Çocuk da kızıyor bana, telefonu çat diye kapatıyor.

   Kimi arasam kimi arasam diye düşünürken, bizim şair- yazar arkadaş İnci aklıma geliyor. Herkesten çok daha güzel yapar elmalı pastayı. Hemen arıyorum. Onun da kocası çıkıyor. Nerde İnci diye soruyorum.Yerel gazetedeki köşe yazısında başbakana hakaret ettiği gerekçesiyle içeri aldılar, diyor….Kalıyor muyum öylece…Rüya bu ya, başka pasta yapmak aklıma gelmiyor. Ne yapsam ne yapsam ? Hıh ! Fatma’yı ararım ben de diyorum. Cep telefonum yokmuş salak gibi . Herkesi evden aramak zorunda kalıyormuşum.Cep telefonum olsa daha kolay olurdu diye söyleniyorum.( Millet karakollarda, ifadelerde….Cep telefonları olsa ne olacak . Bunları da düşünemiyorum rüyamda.)

   Neyse uzatmayayım da, kestirmeden gideyim . Serap’ı aradım, AKP dediği için soruşturma geçiriyormuş. Müge’yi aradım, telefonu dinlemeye takılmış, ifadeye gitmiş. Bizim erkek gibi cesur bir arkadaş var, onu aradım en son. Başbakan yarın Mudurnu’ya gelecekmiş ( rüya bu ya ). Geçen seferki gibi yine başbakana uygunsuz sorular sorar diye, karakolda misafir etmeye götürmüşler.

   Sizin anlayacağınız kimse evde yok. Pasta tarifini alamadım. Ben telefonlarla cebelleşirken, misafirlerin gelme saati geldi çattı. Şimdi bunlara ne ikram edeceğim diye afaganlar basıyor. Kızıyorum en sonunda. ” Ok yesinler ! ” diyorum. ” Hiçbir şey yapmayacağııııııımmm! ”

   Geçiyorum tv karşısına, film izlemeye başlıyorum…..Bekle gelen yok, bekle gelen yok. Ertesi gün öğreniyorum ki; bana gelecek konukların bazılarını ifade vermeye çağırmışlar, bazılarını tanıklık yapmaya. Bazılarının evine de polis gitmiş, arama yapıyormuş.

   Sinirden deli oluyorum. İnsan, karakola giderken bir haber verir. ” Kâmuran, bizi bekleme şekerim. Karakola gidiyoruz veya evde polis ziyaretçilerimiz var. Pasta falan yapacağım diye zahmet etme.” demez mi insan diye bas bas bağıyorum.

   Sesimden bir uyanıyorum, sıcak yatağımdayım. Yaşadıklarımın gerçekle uzaktan yakında ilgisi olmadığı için Allah’a şükrediyorum.

20/7/2009

Memleket Meselelerinden Size ne ! Konumuz Magazin !



Ne yazsam ne yazsam ? Kadınların, “Akşama ne pişirsem ne pişirsem ? ” dedikleri gibi...“Akşam öğünü tasasından bir kadın ölmüş.” diye bir atasözü var. Ben de diyorum ki; bugün ne yazsam tasasından bir köşe yazarı kesin ölmüştür. Bugüne kadar kimse ölmediyse bile, bugünden sonra ölebilir. Sorun, yazmakta değil aslında ; yazarken sinirlerine hakim olabilmekte. Ağzını bozmadan, kimseye hakaret etmeden yazabilmekte.

Ne yazayım ne yazayım ? Benzine yapılan yüzde sekizlik zammı mı yazayım ? ÖSS sınavında çocuklarımızın nasıl döküldüklerini mi yazayım ? Maliye bürokratlarının, yıl sonunda bütçe açığını 45 milyar lira seviyesinde tutmanın mevcut ayarlamalarla dahi mümkün olamayacağını öngördüğünü ve gelir tarafını artırmak için bir kez daha arayışa girdiğini ve yeni zamların yolda olduğunu mu yazayım ? Dünyada, en pahalı benzini bizim aldığımızdan ve benzine yüzde 60 ’ tan fazla vergi ödediğimizden mi söz edeyim ?

RTÜK başkanlığına getirilen Davut Dursun’ un kendi sitesinde; laiklikle ilgili olarak “ Türkiye’ de laiklik esas itibariyle bir dine müdahale hareketi olmuştur. Toplum, Batıya göre geri idi, onlarca sorunu vardı; bunun müsebbibi de din görülüyordu. Bu durumda yapılacak olan şey toplumsal geriliğin ve problemlerin faturasını dine kesmek ve dini toplumsal alanlardan tard ve tasfiye etmek olmalıydı. Bu durumda din, toplumsal, siyasal ve yönetsel alanlardan çekilerek kişisel bir vicdan konusu haline getirilmektedir. Bunun gerçekleştirilmesi için siyasal gücün kullanılması Türkiye’deki laikliğin en belirgin özelliği olarak belirmektedir.” şeklindeki tespitinden mi bahsedeyim ?

Hiç birinden söz etmeyeceğim. Hemen şimdi internete gireceğim ve size magazin haberleri vereceğim. Azıcık bekleyin…

Hıh ! İşte geldim. Bırakın memleket meselelerini. Nasıl olsa suyumuz, değirmeni döndürmeye yetmiyor. Gelelim magazin haberlerine:

Ajda Pekkan, uyuşturucu yüzünden dünyaya açılamamış.( Vah vah !)
5 aylık hamile olan manken Çağla Şıkel' in karnı artık iyice belirginleşmiş. Bebeği erkekmiş ve adı Kuzey olacakmış.( Ulusal bir bebeğimiz daha olacak.)
Halis Toprak, 17 yaşındaki bir kızla evlenmiş. ( Davetli değildik düğüne.Tüh !)
Şarkıcı Seda Sayan tatilde kilo almış ve selülitlenmiş. ( Çok üzüldüm.)
Futbolcu Arda, kendisine şaka yapan kız arkadaşına tokat atmış.( Ne ayıp şey.)
Hülya Avşar’ la Sadettin Saran ayrılmışlar.( Yok canım! )
Pınar Altuğ’un kızı Su bebek, denize girmiş. Hem de annesiyle bir örnek bikini giymiş.(Çocuğu üşütmeseler bari.)
Nurgül Yeşilçay; iki erkeği idare ettiğim oldu demiş. ( 3 erkeği bile idare edenler var.)
Halit Ergenç’ le evlilik hazırlığı yapan Bergüzar Korel , galiba hamileymiş.( Acaba bebek kız mı, erkek mi ? )
Kuşum Aydın; erkekliğimi ispat etmeye hazırım demiş. ( Tanık gerekli ama.)
Sibel Can, Seda Sayan’ ın adını ağzına almıyormuş.( Acaba neden ? )
Beyazıt Öztürk göbeklenmiş ama; en kısa zamanda göbeğimi eriteceğim demiş. ( Eritsin tabi.)
Demet Akalın, çakırkeyif sahneye çıkmış.( Acaba ne içti ?)
Hadise, Bakü’ de verdiği konserde, bir bakanın oğlundan ahlâksız teklif almış.( Yorum yok .)
Gamze Özçelik , 3 aylık hamileymiş.( Evli miydi bu bayan ? )
Doğa Rutkay’ dan ayrılan Şahan Gökbakar; sana inat , en ünlü kadınlarla birlikte olacağım demiş ve Beren Saat’ le samimi bir şekilde görüntülenmiş .( Ne sözünün eri bir adammış.)
Deniz Seki, cezaevinde doğum gününü kutlamış. ( Kaç yaşına girdi acaba ? )
Meltem Cumbul, Kıvanç Tatlıtuğ’ la birlikteymiş. ( Acaba ne zamana kadar ?)
Hülya Avşar; bırakın erkekleriniz kaçamak yapsın, başka kadınlarla ilişki yaşayan erkekler daha mutlu, demiş. ( Lâf söyledi balkabağı.)

İşte böyle…Memleket sorunlarını size bir an için de olsa unutturabildiysem, ne mutlu bana. Magazin turumuz bittiğine göre, şimdi kara kara düşünmeye başlayabilirisiniz. Temmuz’ da emekli maaşlarına yapılan ve muhtemelen çalışanlara da yapılacak olan 4 – 5 Liralık zammı düşünün, keyfiniz yerine gelsin. 1değil, 2 değil, 3 değil , koskoca 4 lira veya 5. Sakın ola ki küçümsemeyin 4 – 5 Lirayı. Bakın o parayla neler alabilirsiniz:
4 ekmek, yarım tavuk, 2 kilo üzüm, 3 kilodan fazla domates, 250 gram kıyma, 1 adet küçük boy bulaşık deterjanı, 2 kilo pirinç , bir çift terlik , 2 kilo yufka vs vs vs vs vs…Ama bunlardan sadece birini alabilirsiniz.

Daha ne olsun ! Nankörlük etmeyin. Bundan iyisi, Şam’da kayısı. Ya, sizin de sevgiliniz size tokat atsaydı Arda gibi ? Ya da Hülya Avşar gibi terk edilseydiniz n’olacaktı ? Beterin beteri var deyip oturun oturduğunuz yerde. Hem ne demişti başbakan ? “ Size ne benim partimin kongresinden ? “ dememiş miydi ? Size ne memleket meselelerinden ? Deniz Fenerinden size ne ? Zamdan zumdan size ne ? Zahit Akman’dan size ne, Davut Dursun’un lâiklik anlayışından size ne ? Siz magazin okuyun, magazin. Siyasileri ve özellikle AKP’ yi rahat bırakın.
« Önceki ::